|
03 - "HARAM"DAN KAÇMANIN
FAZİLETİ
Ahmet bin Mesruk
“Rahmetullahi Aleyh”
YAZIK BANA,VÂH BANA
Allah adamlarından olan bu
mübârek zât,
Bir gün, Hak teâlâya şöyle
etti münâcât:
(Yazık bana, vâh bana, ne
zordur benim işim.
Ben, bu kadar “Günâh”ı
nasıl da işlemişim?
Halbuki ben bunları
işlerken utanmadan,
Bana, Rabbin nîmeti
yağıyordu durmadan.
Beni fenâ aldattı
günâhların lezzeti.
Şimdi gitti o lezzet,
kaldı mes’ûliyyeti.
Bir anlık zevkler idi,
kayboldu şimdi ancak.
“Günâh”
mes’ûliyyeti aslâ kaybolmıyacak.
Zîrâ kayda geçtiler hep “Amel
defteri”me.
Bunun için vâh bana, vâh
şu kötü hâlime.
Ne yazık, nefse uydum,
düşünmedim Rabbimi.
“Günâh”
pislikleriyle hep kararttım kalbimi.
Ben “Ölüm”den
kaçarım, unutmaz “Ecel” beni.
Ensemde hissederim her an
onun elini.
Yazık bana, var iken bu
kadar çok “Günâh”ım,
Nasıl tövbe etmeden duruyorum Allahım?
Mahşer günü, yüzüme
bakmazsa eğer Allah,
Ne olur benim hâlim, şu
garip hâlime vâh.
O gün şâhit olunca,
ayaklarım, ellerim,
Rabbimin huzûrunda, ne
hallere girerim?
Ey nefsim, unutmazsın
kendi isteklerini.
Lâkin hep unutursun Rabbin
emirlerini.
“Günâh, haram”
demeden erersin her arzuna.
Yarın, nasıl çıkarsın Rabbinin huzûruna?
Ey nefsim, istersin ki,
sıkıntıya girmeden,
Cennet nîmetlerine eresin
ebediyyen.
Ânında yaparsın da her
istek, arzunu hep,
“Tövbe”yi, ne
özürle geciktirirsin acep?
Sonra bakıyorum ki,
sıhhatin bozulsa az,
“Ölüm”ü, sırf o
zaman hâtırlarsın, bu olmaz.
Sıhhatli anlarında niçin
gaflet edersin?
Ölüm, sıhhatli iken gelmez
mi zannedersin?
Niçin namâzlarını kılarsın
gaflet ile?
Halbuki o namâzın “Son
namâz”dı belki de.
Öyle ise ey nefsim, uyan
da kendine gel.
Zîrâ bil ki insana “Ânî
gelir” hep ecel.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Şaşarım şu insana.
Korkmadan isyân eder kendi
“Yaradan”ına.
Şuna da şaşarım ki, “Cehennem
vardır” diyor,
Buna rağmen korkmadan her
günâhı işliyor.
Şaşarım “Dünyâ fânî”
diyen şu insana ki,
Sarılmıştır dünyâya,
ayrılmıyacak sanki.
Şaşarım şuna dahî, günâh
işler mâlesef.
Yine de, bu hâline üzülüp
etmez esef.
Yaşamasına rağmen islâmın
hâricinde,
Görürsün onu dahî yine
neş’e içinde.)
|