|
02 - NAMÂZIN EHEMMİYETİ
Celâleddîn-i Hindî
“Rahmetullahi Aleyh”
HIRSIZ YOLU ŞAŞIRDI
“Namâz kılmak”,
en büyük ibâdettir bu
dinde.
Ecri dahî en çoktur Hak
teâlâ indinde.
Kulun, Hak teâlâya en
yakın olduğu an,
Yine “Namâz kıldığı”
vakitlerdir her zaman.
Günâhları örten ve
temizliyen de yine,
İhlâs ile kıldığı
namâzlardır mü’mine.
“Namâz”, dînin
direği, mü’minin
mîrâcıdır.
“Namâz”,
müslümânlıkla kâfirliği
ayırır.
Hanım evliyâlardan “Râbia-yı
Adviyye”,
Geçirirdi vaktini çoğu
kez namâz ile.
Kefenini, seccâde olarak
kullanırdı.
Her gece, tam “Bin
rekât” her gün namâz
kılardı.
Tekbîri getirip de,
namâza durduğunda,
Hiçbir şeyden haberi
olmuyordu o anda.
Bir gün namâz kılarken,
“Kamış” girdi
gözüne.
Selâm verene kadar
farketmedi hiç yine.
Namâzı bitirince,
hissetti onu ancak.
Güçlükle çıkardılar bir
hayli uğraşarak.
Yine böyle bir gece,
namâz kıldı evinde.
Sonra uyuyakaldı hasırın
üzerinde.
O esnâda içeri bir “Hırsız”
girdi, ancak,
Aradı, hiçbir nesne
bulamadı çalacak.
Hazreti Râbia’nın vardı
ki bir “Örtü”sü,
Tam çıkacağı zaman,
takıldı ona gözü.
“Bâri boş çıkmıyayım”
diyerek aldı onu.
Ve lâkin bulamadı evin
çıkış yolunu.
Geri dönüp bıraktı o
örtüyü yerine.
Tam kapıdan çıkarken,
geriye döndü yine.
Bıraktığı örtüyü, tekrar
eline aldı.
Lâkin yine şaşırıp,
kapıyı bulamadı.
Dönüp koydu örtüyü, yolu
buldu hemence.
Bu hâl, tam yirmi kere
vâki oldu o gece.
Son defâ o örtüyü eline
aldığında,
Gâibten kendisine geldi
şöyle bir nidâ:
(Ey kişi hiç yorulma,
çek örtüden elini!
Zîrâ o, Allahına
ısmarladı kendini.
Ona az yaklaşmaya, gücü
yokken şeytânın,
Senin gücün yeter mi,
uğraşma daha sakın.
Alamazsın sen onu,
kendini yorma fazla.
O uyuyor ise de, uyumaz
Rabbi aslâ.)
Bunu duyup korktu ve
çıktı evin içinden.
Tövbe edip, vazgeçti bu
hırsızlık işinden.
“Rebî bin Heysem”
dahî, evliyâdan bir
zâttı.
“Bin altın” değerinde
var idi cins bir atı.
Bir gün namâz kılarken,
çalındı o ara at.
Farketti, namâzını
bozmadı yine fakat.
(Niçin mâni olmadın?)
diye sorduklarında,
Dedi: (Huzûrundaydım
Rabbimin ben o anda.)
|