|
02 - NAMÂZIN EHEMMİYETİ
Seyfeddîn Fârûkî
“Rahmetullahi Aleyh”
DEVAMLI NAMÂZ KILARDI
Bu zât anlatıyor ki:
Tâbiîn-i kirâmdan,
“Âmir ibni Abdullah”
var idi evliyâdan,
“Namâz”a
durduğunda, geçerdi
kendisinden.
Tamâmen sıyrılırdı,
dünyâ düşüncesinden.
Yanında çocukları,
bağırıp çağırsalar,
Bunlardan, hiç haberi
olmazdı zerre kadar.
Dediler ki: (Efendim,
siz durunca namâza,
Hiç dünyâ düşüncesi
gelmez mi yâdınıza?)
Buyurdu ki: (Allahın
huzûrundayım artık.
Başka bir şey düşünmek,
hiç olur mu muvâfık?
Namâzlarda, dâimâ şu
gelir ki kalbime:
“Nasıl cevap veririm
mahşer günü Rabbime?
Cennete
mi giderim, yoksa
Cehenneme mi?”
Çok zaman, bu düşünce
meşgûl eder kalbimi.)
Gündüz oruçlu idi,
kılardı gece namâz.
Bunlardan başka bir şey,
vermezdi ona bir haz.
Bir kimse, kendisini,
gelmiş idi görmeye,
Baktı, “Namâz kılıyor”,
başladı beklemeye.
Selâm verip dedi ki:
(Safâ geldin kardeşim.
Biraz çabuk söyle ki,
âcildir zîrâ işim.)
Şaşırdı gelen adam, arz
etti ki: (Hayırdır.
Bu kadar âcil olan ne
gibi işin vardır?)
“Ölümü bekliyorum”
buyurup o gelene,
Başka şey söylemeden,
namâza durdu yine.
Rûhunu, “Namâzdayken”
vermeyi istiyordu.
Bunun için, namâzdan
çıkmak istemiyordu.
Vefâtlarından sonra, bir
mübârek “Velî”yi,
Bir gece, rüyâsında
görmüştü bir sevdiği.
Sordu: (Ne muâmele
eyledi Allah size?)
Buyurdu: (Keşf,
kerâmet gibi neyim var
ise,
Hiç işe yaramadı onların
bir tânesi.
Olmadı hiç birinin bana
bir fâidesi.
Yalnız bir gece vakti,
iki rekât bir namâz,
İmdâdıma yetişti,
azâbtan oldum halâs.)
“Sehl-i Tüsterî”
vardı, asrının bir
tânesi.
Ve “Zünnûn-i Mısrî”nin
makbul bir talebesi.
“Namâz”a,
fevkalâde verirdi
ehemmiyyet.
Talebesine dahî bunu
öğütlerdi hep.
Ömrünün sonlarında,
nihâyet oldu hasta.
Eli ve ayakları tutmaz
oldu âdetâ.
Lâkin günde beş defâ,
“Namâz vakitleri”nde,
Olurdu âzâları, eski
kuvvetlerinde.
Yine “Hallâc-ı Mansûr”
vardı ki evliyâdan,
O, hep namâz kılardı
gece gündüz durmadan.
Öyle çok yapardı ki o
ibâdet ve tâat,
Her gün namâz kılardı
istisnâsız “bin rekât”.
Hattâ bu âdetini, bir
gün aksatmamıştı.
Yalnız öldüğü gece, “beşyüz
rekât” kılmıştı.
|