|
02 - NAMÂZIN EHEMMİYETİ
Şâh Veliyyullah Dehlevî
“Rahmetullahi Aleyh”
NAMÂZ GELİR İMDÂDA
Bu zâta sordular ki bir
zaman şu suâli:
(İnsan kabre girince,
nasıl olur ahvâli?)
Buyurdu: Kardeşlerim,
bir kimse etse vefât,
Başlar o kimse için
değişik, başka hayat.
Defin bitip, cemâat
dağılırken yanından,
O, ayak seslerini
işitir mezarından.
O mevtâ yalnız kalır
artık o mezarında.
“Amelleri”nden
başka kimse olmaz
yanında.
İnsanlar ayrılınca,
seslenir ona mezar.
Der ki: (Ey Âdemoğlu,
kıldın mı bende karar?
Bilir miydin buranın
nasıl yer olduğunu?
Yoksa hissetmedin mi
öğrenmek lüzûmunu?
Görürsün ki burası, hem
“Dar”dır, hem “Karanlık”.
Bulunmaz hem bu yerde ne
“Yatak”, ne de “Yastık”.
Dün, üstümde gezerdin,
pek gururlu olarak.
Kabir nasıl bir yerdir,
etmedin mi hiç merak?
Benim içim doludur, “Böcek”
ve “Akrep” ile.
Hazırlıksız geldiysen,
şimdi her şey nâfile.
Üstümde, günâhları
eyledinse irtikâb,
Şimdi benim içimde,
revâdır sana azâb.
Hem de hiç hazırlıksız
geldinse bu mezara,
Kurtarmaz bu azâbtan
seni ne “Mal”, ne
“Para”.)
Eğer o ölen kişi “Sâlih”
bir kimse ise,
Gâibten başka bir ses,
cevap verir o sese.
Der ki: (Ne söylüyorsun
bu mü’mine ey kabir!
Bu, öyle bir kimse ki,
eyleme onu tahkîr.
O, Rabbine inanıp, gece
gün etti tâat.
Hep islâma muvâfık
dünyâda sürdü hayat.
“Beş vakit namâz”ını
kıldı hem de ihlâsla.
Özürsüz tek namâzı,
geçirmedi o aslâ.
“Emr-i mâruf”
yaparak, hizmet etti bu
dîne.
En ufak bir sıkıntı
gösterme bu mü’mine.)
Bu sesin arkasından,
genişler kabri hemen.
Cennet yaygılarıyla
tefrîş olur tamâmen.
Daha sonra yanına, biri
gelir pek güzel.
Çok nûrlu ve sevimli,
her bakımdan mükemmel.
Der ki: (Sen kimsin
acep, ne güzelsin ve
şirin.
Bu tenhâ yerde gelip,
beni sevindirirsin.)
O der ki: (Amellerin,
sâlih idi dünyâda.
Beni, o amellerden halk
etti Hak teâlâ.)
O ameller, dört yandan
kuşatırlar o zâtı.
Ondan ırak ederler,
gelecek mazarrâtı.
Azâb melâikesi
gelirlerse faraza,
“Namâz” karşı
koyarak, eder tam
muhâfaza.
Sonra, başka cihetten
yaklaşırlarsa eğer,
“Oruc”u karşı
çıkıp, mâni olur bu
sefer.
Onlar bunu görünce,
giderler dönüp derhal.
Ve derler ki: (Ne
güzel, mübârek olsun bu
hâl.) |