|
02 - NAMÂZIN EHEMMİYETİ
Mirzâ Hüsâmeddîn Ahmed
“Rahmetullahi Aleyh”
HIRSIZIN HİDÂYETİ
Hadîste buyuruldu: (“Namâz”ını,
bir kimse,
Cemâatle kılmaya eğer
devam ederse,
İyilerle haşr olur o
kimse mahşer günü.
Ve geçer şimşek gibi hem
Sırât köprüsünü.
Dertlerden, belâlardan
muhâfaza olunur.
Ve bin şehîd sevâbı, o
kula ihsân olur.)
Bir gece hırsız girdi,
bir “Velî”nin
evine.
Ve lâkin bulamadı
götürecek bir nesne.
Geri dönüyordu ki,
üzüntülü ve me’yus,
Bu velî onu görüp, oldu
gâyet huzursuz.
Dedi ki: (Abdest
alıp, biraz namâz
kılsana.
Sabah bir şey gelirse,
veririm onu sana.)
Hırsız “Peki” dedi ve,
abdest aldı o zaman.
Gece, sabaha kadar namâz
kıldı durmadan.
O sabah, zengin biri
gelerek bu “Velî”ye,
“İkiyüz elli altın”
etti ona hediye.
O da, o altınları,
hırsıza verdi hemen.
O dahî tövbe edip,
vazgeçti bu işlerden.
Hadîste buyuruldu:
(Çocukları çok olan,
Ve tâdil-i erkânla
namâzlarını kılan,
Hiç gıybet, dedikodu
yapmıyan müslümânlar,
Kıyâmette, benimle
birlikte haşrolurlar.)
“Bahaddîn Buhârî”nin
hâlis bir talebesi,
Vardı ki, şu vak’ayı
anlatıyor kendisi:
Ben, Kasr-ı ârifân’da
çiftçilik yapar idim.
Lâkin müslümânlıkla yok
idi fazla ilgim.
Tam cehâlet içinde
geçirirdim bir hayat.
Yiyip içip yatmaktan,
alırdım sâdece tad.
“Behâeddîn Buhârî”,
giderken namâzlara,
Beni görüp, tebessüm
ederdi ara sıra.
Bir gece de rüyâmda
gördüm bu evliyâyı.
Yaklaşıp verdi bana
elindeki aynayı.
Bakıp gördüm aynada,
kendi sûretimi ben.
Ve lâkin çok “Çirkin”dim,
ben iğrendim kendimden.
Ertesi gün evime gelip
sordu sâdece:
(Rüyâda, o aynayı kim
verdi sana gece?)
(Siz verdiniz) deyince,
buyurdu: (Peki niçin,
Yüzünü, o aynada gördün
iğrenç ve çirkin?)
(Bilmiyorum efendim)
diye ben edince arz,
Buyurdu ki: (Ne için
kılmıyorsun sen namâz?
Eğer îfâ etseydin sen bu
ibâdetini,
Aynada, gâyet “Güzel”
görürdün sûretini.
“Namâz” nûrdur,
ışıktır insanların
kalbine.
İhlâs ile kılanlar,
yakın olur Rabbine.
Namâz kılan kimsenin,
kalbi olur temiz, pâk.
Namâz kılan, yüzünden
anlaşılır muhakkak.) |