|
02 - NAMÂZIN EHEMMİYETİ
İmâm-ı Rabbânî “kuddise
sirruh”
NAMÂZ DÎNİN DİREĞİ
Bu zât buyuruyor ki: (Bu
dünyâda, insana,
Önce lâzım olan şey,
ermektir “Tam îmân”a.
Bundan sonra, sâlih ve
yarar iş yapmalıdır.
Bunların içinde de en
mühimmi, “Namâz”dır.
Resûlullah buyurdu bir
hadîs-i şerîfte:
“Namâz kılmak, bu
dînin direğidir elbette”.
Namâz kılan bir kimse,
dînini doğrultmuştur.
Namâz kılmıyan ise,
dînini yıkmış olur.
Namâzı, doğru dürüst
kılarsa eğer insan,
Kurtulur, günâh olan
kötü işler yapmaktan.
İnsanı kötülükten
korumıyan bir namâz,
Görünüşte namâzdır,
doğru namâz olamaz.
Velâkin doğrusunu
yapıncaya kadar tam,
Görünüşü yapmaya, etmeli
yine devam.
Buyuruldu: “Bir
şeyin, hepsi
yapılamazsa,
Hepsini de elinden
kaçırma hiç olmazsa”.
Allahın merhameti
sonsuzdur çünkü evlât.
O, kabûl edebilir
görünüşü, hakîkat.
“Böyle kılacağına, hiç
kılma” dememeli.
“Böyle kılacağına,
dosdoğru kıl”
demeli.
Namâzı, cemâatle edâ
etmeli ki hep,
Azaptan kurtulmaya, “Namâz”dır
çünkü sebep.
Mü’minûn sûresinin
başındaki âyette,
Buyuruldu: “Mü’minler,
kurtulacak elbette”.
Âyetin devâmında, şöyle
buyurmaktadır:
“Onlar, namâzlarını
dosdoğru kılanlardır”.
Bir kadı, heyecanla
gelerek bir “Velî”ye,
Yalvardı: “Oğlum için
bir duâ edin” diye.
Oğlu, “Tâun”
derdine birden
yakalanmıştı.
Diğerleri hep ölmüş, bir
bu oğlu kalmıştı.
Cevâben buyurdu ki: "Ben,
âciz bir kimseyim.
Onun kurtulmasına, yok
elimde bir şeyim."
Sonra geçti içeri, iki
rekât bir namâz,
Kılıp, Hak teâlâya
eyledi duâ, niyâz.
Sonra kalkıp dedi ki: "Oğlunuz
buldu sıhhat.
Evinde, sapa sağlam
oturuyor şu saat."
Ayrılıp, sevinerek evine
koştu kadı.
Gördü ki, hakîkaten
sıhhat bulmuş evlâdı.)
Bu zât, bir sohbetinde
buyurdu: (Bu câmiler,
Allahü teâlânın sevdiği
mahaldirler.
Hattâ "Allahın evi"
addedilir bu yerler.
Allahın misâfiri sayılır
müdâvimler.
Rabbimiz buyurur ki:
(Herkes, misâfirini,
İktidârına göre ağırlar
tabii ki,
Zengin, zenginliğine
göre çok ikrâm yapar.
Fakir de, ona göre
mütevâzı ağırlar.
Benim misâfirimdir câmi
cemâatları.
Ben de, şânıma göre
ağırlarım onları.) |