|
02 - NAMÂZIN EHEMMİYETİ
İmâm-ı Rabbânî “kuddise
sirruh”
NAMÂZI HAFİFE ALMAK
“Namâz”ı, bile
bile kılmayıp,
üzülmiyen,
Ve kazâ etmeyi de,
mâlesef düşünmiyen,
Azâb çekmekten dahî
korkmazsa bunun için,
Küfre girip, îmânı
kaybolur o kişinin.
İbâdeti, harama benzetip
öyle yapmak,
Meselâ çalgı ile,
şarkıyla namâz kılmak,
Yâhut çalgı çalarak
okumak da Kur’ânı,
“Küfr” olup,
böyle yapan, zâyi eder
îmânı.
Bir velî buyurur ki:
(İnsanı, cenâbı Hak,
Oyun, eğlence için
yaratmadı muhakkak.
Yiyip içmek, keyf sürmek
için yaratılmadık.
Yalnız “İbâdet”
için yarattı bizi Hâlık.
Resûlün bildirdiği
ibâdetlerin hepsi,
İyi düşünülürse, bizedir
fâidesi.
Kullara yaradığı için
emr olunmuştur.
Yoksa, ibâdetlerin, Ona
faydası yoktur.
Allah, muhtâç değildir
kulun ibâdetine.
Onları, emirlerle
şereflendirdi yine.
Her şeye muhtâç olan ve
çok âciz olan biz,
Bu büyük ihsân için
teşekkür etmeliyiz.
Oğlum, bu gün meselâ,
bir müdür, bir işçiye,
Emir verse, “herhangi
bir işi yapsın” diye.
İşçi, o vazîfeye, ne de
çok kıymet verir.
“Bana, müdür bu işi
verdi” diye sevinir.
Seve seve, zevk ile
yapar onu o işçi.
İftihâr vesîlesi yapar
hem de o işi.
Şimdi, yazıklar olsun,
Allahın yüksekliği,
O müdürünki kadar acep
değil midir ki,
Onun emirlerine böyle
çalışılmıyor.
Ve “Evvelâ vazîfe,
sonra namâz”
deniyor.
Halbuki âmirlerin
âmiridir Rabbimiz.
Önce, Onun emrini îfâ
eylemeliyiz.
“Namâz”, Hak
teâlânın emridir, yâni
farzdır.
Özürsüz kılmıyana, çok
büyük cezâ vardır.) |