|
02 - NAMÂZIN EHEMMİYETİ
Ebû Saîd-i Fârûkî
“Rahmetullahi Aleyh”
SON NAMÂZ
“Muâz ibni Cebel”
ki, büyük sahâbedendi.
Hem dahî ilm-i fıkhı iyi
bilenlerdendi.
Bu büyük sahâbîden
nasîhat istediler.
Buyurdu: (Muhakkak
ki, öleceksiniz sizler.
Vardığınız o yerde, iki
yer vardır ki hem,
Biri ebedî Cennet, biri
sonsuz Cehennem.)
Oğluna buyurdu ki:
(Ölümü fazla yâd et.
Her namâzı, “Son
namâz” kılar gibi
edâ et.
Bir vaktini kılınca,
şöyle de ki kendine:
“Belki de yetişmezsin
öbür namâz vaktine”)
Yine sahâbîlerden,
hazreti “Ebüdderdâ”,
Yüksekti derecesi, ilim
ile irfânda.
Derdi ki: (Kendinizi
ölmüş kabûl ediniz.
Kat’î olacak şeyi, şimdi
“Olmuş” biliniz.
“Allahı görür”
gibi yapınız hep ibâdet.
Siz görmüyorsanız da,
sizi görür O elbet
Nasîhat isterseniz,
kâfîdir “Ölüm”
size.
Zîrâ ölüm, son verir
dünyâ zevklerinize.
Şu üç şey olmasaydı eğer
lezzet olarak,
İstemezdim, dünyâda bir
gün bile yaşamak.
Biri, “Oruç tutmak”tır
sıcak yaz günlerinde.
Bir de “Namâz kılmak”tır
uzun gecelerinde.
Üçüncüsü, “Bir âlim
sohbetine gitmek”tir.
Dîni, onun ağzından
dinleyip öğrenmektir.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Bir “Hayâl”dir
bu dünyâ.
Yâni bir görüntüdür,
yâhut kısa bir rüyâ.
Aynada, görüntünün
olması için dahî,
Bir “Aslı”nın
olması lâzım gelir
tabii.
İşte o asıllar da,
Cennette bulunurlar.
Dünyâdaki her şeyin,
Cennette bir aslı var.
Cennet nîmetlerinin
dünyâdaki hayâli,
Dînin emirleridir, “Namâz,
oruç” misâli.
Kezâ Cehennemin de,
misâli var dünyâda.
“İçki, kumar”
misâli haramlardır
bunlar da.)
Bir velî buyurur ki: (Sonuna
dek ömrümün,
Cemâatsiz bir namâz
kılmadım aslâ bir gün.) |