|
02 - NAMÂZIN EHEMMİYETİ
Ebû Saîd-i Fârûkî
“Rahmetullahi Aleyh”
BU
YAPTIĞINIZ NEDİR ?
“Hatîce hâtun”
ile Allahın Sevgilisi,
Namâz kılıyorlardı
cemâatle ikisi.
Gördü “hazreti Alî”
onları bu hâl ile.
Henüz on yaşındaydı,
merak etti hâliyle.
O Resûle sordu ki: (Bu
yaptığınız nedir?)
Buyurdu ki: (Yâ Alî,
Allaha ibâdettir.
O Allah ki, birdir ve
hiç şerîk yoktur Ona.
Seni dâvet ederim o
Allaha îmâna.)
Dedi ki: (Babam ile,
meşveret eyliyeyim.
Sonra gelip bu babta,
size cevap vereyim.)
Buyurdu ki: (Yâ Alî,
îmâna gelmez isen,
Bu sırrı, başkasına
söyleme yine de sen.)
İki adım atınca, geldi
ki hâtırına,
Nasîhat eylemişti bu
babta babam bana.
Demişti ki: “Yâ Alî,
her ne derse Muhammed,
Hiç tereddüt etmeden
tasdîk eyle, kabûl et.”
“Şehâdet”i
getirip, müslümân oldu
hemen.
O oldu çocuklardan, ilk
önce îmân eden.
Resûlullah uğrunda,
yaptı çok fedâkârlık.
Onu, kendi nefsine
tercîh etti o artık.
Bir gün yine mescitte,
kılıyorken o namâz,
Sadaka talep etti, bir
fakir ondan biraz.
Hattâ hazreti Alî,
rükûda idi o an.
Yüzüğünü çıkarıp,
bıraktı parmağından.
Onun bu hareketi, makbûl
geldi Allaha.
Bir âyet nâzil oldu
hemen Resûlullaha.
Mâide sûresinden,
ellibeşinci âyet,
Gelerek, kendisini,
Rabbimiz eyledi meth.
Hazreti “Hüseyin”le,
yine hazreti “Hasan”,
Henüz abdest almaya
başladıkları zaman,
Benizleri sararır,
korkudan titrerlerdi.
Onların bu hâlini gören,
hemen sezerdi.
Bâzısı sorardı ki: (Ey
Hasan, ey Hüseyin!
Siz abdeste kalkınca
titrersiniz, ne için?)
Derlerdi ki: (Az
sonra, namâza duracağız.
Düşünün ki o zaman,
kimin huzûrundayız?)
“Hazreti Hüseyin” de,
kalkınca namâz için,
Âdetâ titriyordu üstünde
seccâdenin.
Derdi ki: (Kul,
dünyâda, büyük
hükümdârlardan,
Birine, bir derdini arz
edeceği zaman,
Korkarsa, benim dahî
Rabbimden istediğim,
Gizli dileklerim var,
nasıl titremiyeyim.)
Namâz vakti gelince, hem
de “hazreti Hasan”,
Titrer, şöyle söylerdi
Allahtan korkusundan:
(Allahü teâlânın,
dağlara arz ettiği,
Lâkin dağların bile
kabûl eylemediği,
Kulluk emânetini, tam
yapmak üzereyim.
Bilmem ki, layıkıyla
yapabilecek miyim?) |