|
02 - NAMÂZIN EHEMMİYETİ
Ebû Saîd-i Fârûkî
“Rahmetullahi Aleyh”
HÂCET NAMÂZI
Bir hadîs-i şerîfte
Peygamberimiz, yine,
Şöyle buyurmuşlardır
sahâbe-i güzîne:
(Ümmetimden bir kimse,
Rabbine sığınarak,
Herhangi arzusuna
isterse vâsıl olmak,
Kılsın gece yarısı iki
rekât bir namâz.
Okusun her rekâtta bir “Fâtiha”,
üç “İhlâs”.
Selâm verip, başını
secdeye koysun yine.
Secdede, şu şekilde duâ
etsin Rabbine:
“Ebû Bekr-i Sıddîk’ın
hürmetine ilâhî!
Şu dilek ve arzuma
kavuştur beni dahî”.
Çünkü kalkar secdede,
aradan perde, hicâb.
Secdedeki duâlar, mutlak
olur müstecâb.)
Rivâyet edilir ki:
Ömer Fârûk devrinde,
Muhâsara edildi bir
kale, Şam şehrinde.
Günler geçtiği halde
fethedilmediğinden,
Hazreti Ömer Fârûk,
gadaba geldi birden.
İslâm askerlerini
toplıyarak acele,
Buyurdu ki: (Ne için
fethedilmez bu kale?
Küffâr, dayanamazdı
karşımızda bu kadar.
Aramızda mutlaka bir
günâh işliyen var.)
Bilcümle mücâhitler,
üzüldüler buna hep.
Hepsi düşündüler ki, “Bu
günâh nedir acep?”
O ara, ağlıyarak biri
geldi erlerden.
Dedi: (Aradığınız o hatâ
oldu benden.
Zîrâ ben, teheccüde
kalktığımda bu gece,
Misvaksız abdest alıp,
namâz kıldım öylece.
Karanlık olduğundan, bu
hatâ etti zuhûr.
Sizin aradığınız o günâh
belki budur.)
Buyurdu ki: (Öyleyse,
tövbe et bu günâha.
Terk etme bu sünneti
bundan sonra bir daha.)
Yine buyurdular ki Resûl
bir hadîsinde:
Gökleri geçiyorken, ben
mîrâc gecesinde,
Hayret ile gördüm ki,
içinde bir mihrâbın,
Bir sûreti duruyor “Osmân
ibni Affân”ın.
Melekler, bölük bölük
gelirlerdi oraya.
Bakıp şükrederlerdi
Allahü teâlâya.
Sordum ki: (Yâ
Cebrâil, ne zamandan
beridir,
Bu sûret, bu mihrâba
konulmuş, belli midir?)
Dedi ki: (Bu yeryüzü,
henüz yaratılmadan,
Dörtyüz bin sene önce,
bu, var idi o zaman.
Zîrâ o, gündüzleri
oruçluydu ekserî.
Ve çok namâz kılardı
seherde, geceleri.
Yine belâ, musîbet
gelseydi ona şâyet,
Sabreder ve kimseye
etmezdi hiç şikâyet.)
Yine Resûl buyurdu:
Mîrâca vardığımda,
Osmân’ın sûretini gördüm
bir gök katında.
Dedim: (Bu mertebeye, ne
ile eriştin sen?)
(Gece namâz kılmakla)
dedi bana cevâben. |