|
01 - "İMÂN" NÎMETİNİN
KIYMETİ
Ahmet Mekkî Efendi
“Rahmetullahi Aleyh”
İYİ İNSAN OLMAK İÇİN
Nasîhat istemişti bir
kimse bu “Velî”den.
Buyurdu: (Emîn olma “Küfür”
tehlikesinden.
Nasıl bir kelimeyle
girilirse “Îmân”a,
Bir sözle de, bu îmân
gidebilir yabana.
“Îtikat bilgileri”,
herkese zarûrîdir.
Öğrenmek, her mü’minin
aslî vazîfesidir.
Her kim, çocuklarına “Îmân
bilgileri”ni,
Vermezse, yapmamıştır
insanlık görevini.)
Bir gün de buyurdu ki:
(İyi bir insan olmak,
“Yedi şey”i,
sırayla yapmakla olur
ancak.
Birincisi, dosdoğru bir
“Îmân edinmek”tir.
Zîrâ îmânsız olmak,
sonsuz bir felâkettir.
İkincisi, “Dînini
öğrenmek”tir
mükemmel.
Zîrâ ilim olmazsa,
yapılamaz bir amel.
Üçüncüsü, her çeşit “Haramdan
sakınmak”tır.
En büyük haram ise, bu
dinde “Kalp kırmak”tır.
Dördüncü mühim esas, “Farzı
îfâ etmek”tir.
Farzlar, Hak teâlânın
emirleri demektir.
Beşincisi, “Mekruhtan
kaçınmak”tır iyice.
Bunlar da, kerîh olan
şeylerdir dînimizce.
Bundan sonra, “Sünneti
yapma”ya sıra gelir.
Bunlar, Resûlullahın
beğendiği şeylerdir.
Bütün bu altı şeye
edince tam riâyet,
Yedinci, “Tasavvuf”a
sıra gelir nihâyet.
Bunlardan bir tânesi
yapılmaz ise eğer,
Ondan sonrakilere
verilmez hiçbir değer.
Meselâ bir kimsenin “Îmânı
yoksa” şâyet,
Yapsa da, kabûl olmaz
yüzbin sene ibâdet.
Ve eğer “Haramlardan
sakınmazsa” bir
kişi,
Fâide vermez ona,
yaptığı hiçbir işi.
“Farzları yapmıyan”ın,
sünneti kabûl olmaz.
“Sünneti yapmıyan” da,
tasavvufcu olamaz.
Bir mü’minin kalbini
kırsa biri meselâ,
Yaptığı zikirlerin,
faydası olmaz aslâ.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Seâdete kavuşmak,
Allahın resûlünü
sevmekle olur ancak.
ZîrâPeygamberimiz
buyurdu ki bir zaman:
“Allah ve resûlünü
çok sevmeli müslümân.”
O, onları her şeyden
daha çok sever hâle,
Gelmedikçe, îmânı aslâ
gelmez kemâle.
Kul, sık sık “Lâ
ilâhe illallah”
söyliyerek,
Gerekir imânını an be an
yenilemek.) |