|
01 - "İMÂN" NÎMETİNİN
KIYMETİ
Ahmet Mekkî Efendi
“Rahmetullahi Aleyh”
AKILLI OLMANIN
ALÂMETİ
Bu zât buyuruyor ki:
(Seâdete kavuşmak,
“Müslümân olmak” ile
müyesser olur ancak.
“Mü’min olmak”
için de, inanmak lâzım
gelir.
Önce inanmalı ki, Allah
vardır ve birdir.
Görür, bilir, işitir O
her bir hâdiseyi.
O, yapar ve yaratır
kâinâtta her şeyi.
Ve “hazreti Muhammed”,
Onun peygamberidir.
Ancak Ona uymakla, Rabbe
kulluk edilir.
Öldükten sonra tekrar,
kalkılacak kabirden.
Ve öteki âlemde “Hayat”
var ebediyyen.
Ya “Cennet” denen
yerde, olacak sonsuz
nîmet,
Yâhut da “Cehennem”de
sonsuz azâb, eziyyet.
Bu dünyâda yaşıyan
insanlar, yüzde doksan,
Bütün yehûdîlerle,
bilcümle hıristiyân,
Hattâ bütün dünyâca isim
yapmış kişiler,
Devlet adamlarıyla,
meşhur siyâsetçiler,
Bütün fen adamları, nice
meşhur kumandan,
Brehmenler, budistler,
ateşe, puta tapan,
Kimseler, inanır ki,
öldükten sonra elbet,
Tekrar “Dirilmek”
olup, hayat var ilel
ebed.
Her kişi, ya “Cennet”te
sonsuz yaşıyacaktır,
Yâhut da “Cehennem”de
ebedî yanacaktır.
Bâzı câhiller var ki, “İslâm”ı
bilmiyorlar.
Lâkin müslümânlarla
istihzâ ediyorlar.
Gündüzleri plaj ve spor
sahalarında,
Gece, kızlı oğlanlı,
otel odalarında,
Zevk ve sefâ içinde,
çalgı, oyun ve kumar,
İçki ve eğlenceyle ömür
çürütüyorlar.
Lâzım olan parayı, hak
hukuk tanımadan,
Hîleli yollar ile
topluyorlar durmadan.
Bunlar, “Dinsiz” olmaya,
derler “İlericilik”.
“Ahlâksızlığa” ise,
diyorlar “Aydın
gençlik”.
“Biz Avrupalılara
benziyoruz”
diyorlar.
Onlara benzemekle,
iftihâr ediyorlar.
Lâkin biri “Îmânlı” ve
“Nâmuslu”ysa şâyet,
“Gerici, yobaz”
diye, ediyorlar hakâret.
Halbuki Avrupalı ve
Amerikalılar,
“Allahın varlığı”na,
kesin inanıyorlar.
İnandıkları için, bunlar
“Akılsız” da hep,
O inanmıyanlar mı
akıllıdırlar acep?
Bunların tuzağına
düşenler, ne ahmaktır.
Bu, kendini, ebedî
Cehenneme atmaktır.
“Aklı olan”,
uyarak ilim, fen ve
aklına,
İnanması gerekir
“Allahın varlığı”na.
Yâhut bütün dünyânın
inandığı şu gerçek,
“Cehennemde
ebedî yanmayı”
düşünerek,
Korkup, hemen “Îmâna
gelmesi” lâzım gelir.
Bu, “Akıllı olma”nın
îcâb ve gereğidir.) |