|
01 - "İMÂN" NÎMETİNİN
KIYMETİ
İmâm-ı Rabbânî “kuddise
sirruh”
ÎMÂN, MUM’A BENZER
Bu zât buyuruyor ki.
(Bizi, Rabbil âlemîn,
“Resûle uymak”
ile şereflendirsin,
âmîn.
Ona tâbi olmanın ufak
bir zerresi hem,
Üstündür âhiret ve dünyâ
lezzetlerinden.
Ona tâbi olmak da, ona “Îmân
etmek”tir.
Ve gösterdiği yolda,
dosdoğru yürümektir.
Onun yolu, “Kur’ân-ı
kerîm”in yoludur
tam.
Bu da “İslâmiyyet”tir
veyâhut “Dîn-i islâm”.
Ona uymak için de, önce
“Îmân” edilir.
Sonra da, müslümânlık
iyice öğrenilir.
Sonra farzlar yapılıp,
kaçılır her haramdan.
Ve sünnetler yapılıp,
kaçılır mekruhlardan.
“Îmân etmek”,
mutlaka her insana
lâzımdır.
Hattâ bu, herkes için
zarûrî, yâni farzdır.
Yine Resûlullaha, her
kim ki îmân eder,
Onu, mal ve canından
daha ziyâde sever.
Lâkin bu sevgisinin
alâmeti olarak,
Onun sünnetlerine tâbi
olur muhakkak.
O Server ne dediyse,
hepsini beğenerek,
Kalben kabûl etmeye,
denilir “Îmân etmek”.
Böylece îmân eden
kimseye “Mü’min”
denir.
Mü’min, Resûlullahın her
sözünü beğenir.
Birisine inanmaz, yâhut
şüphe ederse,
Îmânını kaybedip, “Küfre
düşer” o kimse.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Mü’min, her şeyden
önce,
“Îmân bilgileri”ni
öğrenmeli iyice.
Sonra ,“Fıkıh bilgisi”
öğrenmek, iyi bilmek,
Her mü’min üzerine
farzdır ki, mühimdir
pek.
İslâmın şartı beştir:
Namâz, oruç, hac, zekât.
Ve başta “Îmân”dır
ki, bunlardır işte beş
şart.
Her kim îmân edip de,
ibâdet yapar ise,
“Mü’min” veyâ “Müslümân”
denilir o kimseye.
Bu dört farzı yapıp da,
hem kaçarsa haramdan,
Olmuş olur o kimse, tam,
olgun bir müslümân.
Bunlardan bir tânesi
bozuk olursa eğer,
O müslümânlık dahî bozuk
olur bu sefer.
Böyle îmân, insanı,
dünyâda belki korur.
Ama “Îmânla ölmek”,
çok müşkil ve zor olur.
“Îmân”, açık
havada yanan bir “Mum”a
benzer.
Çabucak sönüverir,
feneri yoksa eğer.
Ahkâm-ı islâmiyye, işte
“Fener” gibidir.
İkisine birlikte, “İslâmiyyet”
denilir.
Çıplak mum çabuk söner,
îmânsız islâm olmaz.
İslâm olmayınca da, o “Îmân”
elde kalmaz.
Hem kuvvetli bir
“Îmân”, hemde sâlih
bir “Amel”,
Lâzımdır ki, bunlarla
insan olur mükemmel.
Îmân edip, ihlâsla amel
eden bir insan,
Olur Allah katında,
olgun, hâlis müslümân.
Kim de islâmiyyeti, hevâ
ve hevesine,
Uydurmaya kalkarsa,
düşer “Küfr”ün
içine.)
|