|
01 - "İMÂN" NÎMETİNİN
KIYMETİ
Ebül Hasen Harkânî
“Rahmetullahi Aleyh”
ÎMÂN ETMEK KOLAY DEĞİL
Büyük islâm sultânı, o “Gazneli
Mahmut Hân”,
Harkân vilâyetine gelmiş
idi bir zaman.
Orada, “Ebül Hasan
Harkânî” diye bir
zât,
Vardı ki, ziyârete
gitmişti onu bizzât.
“Harkânî” hazretleri,
“Mahmûd-u Gaznevî”ye,
Hocasından bahsetti, “Çok
büyük zâttı” diye.
Dedi: (Hocam “Bâyezid
Bistâmî”, ayriyeten,
Öyle kâmil bir “Velî”
idi ki hakîkaten,
Onu bir defâ gören,
“Küfür”den kurtulurdu.
Ve bir defâ konuşan,
“Hidâyet”i bulurdu.)
Mahmut Han çok şaşırıp,
dedi: (Yâ Ebel Hasen!
Böyle nasıl söylersin “Bâyezid”
hakkında sen?
Zîrâ “Resûlullah”ı
gördü nice kâfirler.
Yine de îmân ile
şereflenemediler.
Bâhusus “Ebû Cehil”
ve kezâ “Ebû Leheb”,
Allahın resûlünü sık sık
görürlerdi hep.
Bunlar gelemedi de îmân
ve hidâyete,
“Bâyezid”i gören
mi erecek bu devlete?
Senin üstâdın olan
Bâyezid-i Bistâmî,
“Server-i kâinât”tan
yüksek mi daha yâni?
O Resûlü görenler,
etmediler de îmân,
Nasıl onu görenler îmâna
gelir o an?)
Dinledi Ebül Hasen,
sultânın bu sözünü.
Dedi: (Onlar görmedi “Allahın
Resûlü”nü.
Yâni Ebû Cehil’le onun
gibi çok ahmak,
Onu göremediler bir “Peygamber”
olarak.
Anlamadıklarından
“Peygamber” olduğunu,
Yalnız görmüş oldular, “Abdullahın
oğlu”nu.
Yâhut “Ebû Tâlibin
yetîmi”dir diyerek,
Baktı ve aldandılar
peygamber bilmiyerek.
Onlar “İnkâr gözü”yle
ona baktı yalnızca.
Bu yüzden aldandılar, “Îmânla”
bakmayınca.
“Sıddîk-ı ekber”
gibi, onlar da,
inanarak,
Görmüş olsalar idi bir “Peygamber”
olarak,
Onlar da, onun gibi “Îmân”a
gelirlerdi.
Onun gibi yükselip,
kemâle ererlerdi.
Âraf sûresinde de, Hak
teâlâ meâlen,
Şöyle buyurmaktadır,
Habîbine hitâben:
“Sana baktıklarını
görürsün çok kimsenin.
Fakat üstünlüğünü
görmezler onlar senin”.)
Hükümdâr, bu cevâbı
dinleyince dikkatle,
Pek hoşuna gitti ve
memnun oldu gâyetle.
Silindi kalbindeki o
îtirâz ve inât.
Dedi: (Eder misiniz bana
biraz nasîhat.)
Buyurdu ki: (Günâhtan
geri çek her âzânı.
Kıl her gün cemâatle,
beş vakit namâzını.) |