|
01 - "İMÂN" NÎMETİNİN
KIYMETİ
Alî bin Şihâb
“Rahmetullahi Aleyh”
NE İÇİN OYNUYORSUN?
Bu zât buyuruyor ki:
(Âlimleri, eğer biz,
Tanımamış olsaydık, ne
olurdu hâlimiz?
Onların kitâbını,
dikkatle okuyarak,
Dînimizi öğrendik, hem
de doğru olarak.
Ayırdık bu sâyede, “Hakk”ı
“Bâtıl” olandan.
Dünyâda, büyük nîmet var
mıdır daha bundan?
“Küfür”den
kurtardılar bizleri o
kitaplar.
Yoksa, “Sonsuz azâb”a
olacaktık giriftâr.
Âlimler buyurur ki:
(Eğer mü’min kimseler,
Cennette verilecek
nîmetleri bilseler,
O an, kendilerini
unuturlar neş’eden.
Sokakta oynarlardı,
hiçbir şey düşünmeden.)
Nitekim sahâbeden, “Bilâl-i
Habeşî” de,
Oynamaya başladı bir gün
mescit içinde.
Hazreti Ömer görüp,
buyurdu ki: (Yâ
Bilâl!
Hiç mescidin içinde
oynanır mı, ne bu hâl?)
O ise, oynamaya yine
devam ederek,
Ve Resûl-i zîşânı eliyle
göstererek,
Buyurdu ki: (Bu dînin
sâhibi oradadır.
Bana mâni olmaya, sırf
onun hakkı vardır.)
Hazreti Ömer Fârûk,
şaşırdı buna daha.
Hemen gidip arz etti
bunu Resûlullaha.
Çağırdı Resûlullah,
Bilâl’i yanlarına,
Niçin oynadığını sorunca
bizzât ona.
Dedi: (Yâ resûlallah,
sevinçten oynuyorum.
Rabbime, bir şey için
teşekkür ediyorum.)
(O nedir?)
buyurunca, dedi: (Yâ
resûlallah!
Sana, bir şey müstesnâ,
her şeyi verdi Allah.
O vermediği şey de,
kullara hidâyettir.
İnsanların kalbine, “Îmân”
ilkâ etmektir.
Bu, elinde olsaydı,
ederdi herkes îmân.
Hep müslümân olurdu
bilcümle Arabistan.
Hem önce, akrabânı
getirirdin îmâna.
Onlardan, sıra bile
gelmezdi belki bana.
Senin akrabâların, seni
inkâr ederken,
Ben sana îmân ettim, bir
habeş’li köleyken.
Allah ve Resûlüne
inandım, îmân ettim.
Bu habeş’li köleye,
bahşetti bunu Rabbim.
Bu, Onun ihsânıdır,
şükür elhamdülillah.
Bu yüzden oynuyorum işte
yâ resûlallah!)
Bir gün de buyurdu ki:
(Hakîkî bir müslümân,
Aslâ Rabbine karşı,
edemez günâh, isyân.
Herhangi bir ameli
yapacak olsa eğer,
İlk aklına gelen şey,
“Acabâ Rabbim ne der?”
Ve Rabbinin rızâsı yoksa
eğer o işte,
Vazgeçer, yapmaz onu, “Tam
îmân” budur işte.) |