|
01 - "İMÂN" NÎMETİNİN
KIYMETİ
Abdülvehhâb-ı Şa’rânî
“Rahmetullahi Aleyh”
ŞEYTÂN ALDATAMAZ
Bu zât buyuruyor ki:
(Îmân, bir “Mum”a
benzer,
Ve “Cam fener”
gibidir etrâfında
ameller.
Nasıl çabuk sönerse,
mum, feneri olmadan,
“Îmân” da çabuk
söner, ibâdet
yapılmadan.
“Din”, Allah
tarafından gönderilen
bir “Yol”dur.
Ebedî seâdeti sağlıyan
yalnız odur.
“Din” diye, insanların
uydurduğu ne varsa,
Hepsi de “Dinsizlik”
ve “Kâfirlik”tir
bilhassa.
Hak teâlâ kullara, her
“Bin sene”de bir,
BirPeygamberi ile “Yeni
din” göndermiştir.
Her kim “îmân” edip de,
yapacağı her işi,
İslâma uydurursa, “Müslümân”dır
o kişi.
Kim de, islâmiyyeti,
nefsânî arzulara,
Uydurmaya kalkarsa, “Kâfir”
denir onlara.
Her din, kendinden önce
her ne ki din gelmiştir,
Onları nesh eylemiş,
yâni değiştirmiştir.
Bizim dînimiz ise,
kendinden önce gelen,
Dinleri, kendisinde
toplamıştır kâmilen.
Hiç değişmiyecektir
kıyâmet gününe dek.
Hak teâlâ, bu dinden
râzıdır şimdi bir tek.
Bu dinde üç şey var ki,
“İlim”, “Amel”
ve “İhlâs”.
Bu üçü bulunmazsa,
müslümânlık olamaz.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Bu din, “İlim”
dînidir.
Dînini bilmiyenin, îmânı
gidebilir.
Nasîhatların özü, şudur
ki en evvelâ,
Birlikte bulunmaktır “Allah
adamları”yla.
Çünkü bu âlimlerin
bildirdikleri gibi,
“Îmân”
edilmedikçe, her şey “Boş”tur
tabii.
Dînin bekçisi olan bu
büyük âlimlerin,
Yolunda yürüyenler,
azâbtan olur emîn.
Çünkü onların yolu, “Ehli
sünnet” yoludur.
Sağa sola sapmıyan, orta
ve doğru yoldur.) |