|
01 - "İMÂN" NÎMETİNİN
KIYMETİ
İmâm-ı Rabbânî “kuddise
sirruh”
LÂ İLÂHE İLLALLAH
Bu zât, her sohbetinde “Îmân”dan
bahsederdi.
“Bir insanın şerefi,
îmândan gelir”
derdi.
Onun nasîhatini dinliyen
talebeler,
(Mü’min nasıl
olmalı?) diye suâl
ettiler.
Buyurdu: ( O, Allahtan
korkup, benzi sararır.
Kaçınır her günâhtan,
emirlere sarılır.
Düşünür, mahşer günü
verecek hesâbını.
Titrer, hâtırladıkça “Cehennem
azâbı”nı.
İşlemiş bulunduğu
günâhlar sebebiyle,
Ayıplar kendisini,
uğraşır nefsi ile.
İşlediği günâhlar, üzer
ki öyle onu,
Göremez başkasının ayıp
ve kusûrunu.
O, öyle kimsedir ki,
elinden ve dilinden,
Yanında bulunanlar,
zarar görmez katiyyen.)
Yine bir sohbetinde
buyurdu: (Bir insana,
Önce lâzım olan şey,
ermektir “Tam îmân”a.
Yâni îtikadını, îmânını
düzeltmek,
Her şeyden daha önce
lâzımdır insana pek.
“Ehli sünnet”
denilen islâm
âlimlerinin,
Bildirdikleri gibi bir “Îmân”
lâzım ilkin.
“Doğru îmân”
olmadan, insana,
âhirette,
Cehennemden kurtuluş,
mümkün olmaz elbette.
Hak teâlâ bizlere,
eyledi lütf-u ihsân.
Onun ihsânı ile biz Ona
ettik îmân.
“Lütfu” ile değil
de, “Adâleti”yle
eğer,
Muâmele etseydi,
mahvolurduk hep bizler.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Lâ ilâhe illallah.
Bu “Tevhîd”
hürmetine, affolur nice
günâh.
Her kim bu “Kelime”ye
inanırsa gönülden,
“Îmân”ın bir
zerresi verilir ona
hemen.
O kimse, kalbindeki
zerre kadar o “îmân”,
Sâyesinde, kurtulur
cehennem azâbından.
Bu ümmetin günâhı çok
olsa da, ve lâkin,
Affı ve mağfireti “Sonsuz”dur
Rabbimizin.
Zîrâ O, doksandokuz
rahmet hazînesini,
Bu günâhkâr ümmete
ayırmıştır hepsini.
Zîrâ bir hadîsinde
buyurdu ki o Server:
(Lâ ilâhe illallah
diyen, cennete girer.)
Bâzıları derler ki düşüp
büyük gaflete:
(İnsan, bir kelimeyle
nasıl girer cennete?)
Halbuki bu câhiller,
bilmez ki şunu daha,
“Kelime-i tevhîd”i
söyleyince bir defâ,
Dünyâda mevcûd olan
bilcümle kâfirleri,
Affedip de, cennete
koysalar, vardır yeri.
Bu “Büyük kelime”nin
bereketini, eğer,
Bilcümle mahlûkâtın
herbirine bölseler,
Bir güne mahsus değil,
tâ kıyâmete kadar,
Hepsine kâfî gelip,
doyurur, hem de artar.) |