|
01 - "İMÂN" NÎMETİNİN
KIYMETİ
Abdülazîz Dîrînî
“Rahmetullahi Aleyh”
ÖNÜNÜ İLİKLE DE GEÇ
Bu zât buyuruyor ki: (“Îmân”ı
olan kişi,
Nasıl işliyebilir günâh
olan bir işi?
Biri görecek olsa o
fiili işlerken,
Hayâ edip, vazgeçer o
işi işlemekten.
Halbuki Allah her an,
görüyor kendisini.
Hem biliyor kalbinden
neler geçirdiğini.
O, O’nu görmese de,
görüyor onu Allah.
Bunu bilen bir mü’min,
nasıl işler bir günâh?
Ve Allah, kendisine
yakınken ondan daha,
O, nasıl bile bile isyân
eder Allaha?)
Bir gün de buyurdu ki:
(En büyük nîmet, “Îmân”.
Îmânı olmıyanın, farkı
yoktur “Hayvan”dan.
Îmânı muhâfaza edebilmek
için de,
“İslâma uymalı”dır
mutlaka her işinde.
Zîrâ tek gâye ile
yaratıldı ins ve cin.
O da, yalnız Allaha
ibâdet etmek için.
“İbâdetsiz îmân”
da, “Fenersiz mum”
gibidir.
Zamanla zayıflar ve
sonunda sönebilir.)
Yine sevdiklerine
buyurdu ki bir zaman:
(Beş şeyin kıymetini
bilmeli her müslümân.
Bunlardan birincisi
şudur ki: Bir insanın,
“Doğru îmân”
sâhibi olmasıdır
bihakkın.
Çünkü “Îmân” olmadan,
girilemez cennete.
İnsanı, bu götürür ebedî
seâdete.
İkincisi şudur ki, bu
îmân ve îtikat,
“Ehli sünnet”
üzere olmalıdır, bu da
şart.
Yetmişüç fırka var ki,
bunlardan biri “Hak”tır.
Diğer yetmiş ikisi,
azâba müstehaktır.)
Bir gün de buyurdu ki:
(“Mü’min”i
çekiştirmek,
Allahın men ettiği iştir
ki, çirkindir pek.
Kaldı ki o büyükler,
yazdı ki kitaplarda:
Bir mü’minin, “İsmi”ni
görsen eğer duvarda,
O mü’minin ismine saygı,
hürmet yönünden,
Önünü ilikleyip, geç o
duvar önünden.
Neden? Çünkü orada,
Allaha îmân etmiş,
Bir mü’minin ismi var,
işte budur asıl iş.
Bir insan ki, “Doğru
bir îtikat”
edinmiştir,
O, hürmet edilmeye, en
lâyık bir kişidir.) |