|
32
- AKLA UYMAK
KUR’ÂN-I KERÎMİN TERCÜMESİ
"Abdülhakîm
Arvâsî", âlim ve evliyâ zât.
Bir gün Kur'ân
hakkında şöyle verdi îzâhât:
("Kur’ân",
hiçbir lisâna ve dile çevrilemez.
Hattâ arapçaya
da, tercüme edilemez.
Herhangi bir
şiirin, kendi diline bile,
Tercüme
edilmesi, imkânsızdır ayniyle.
Meâli ve îzâhı
olabilir Kur’ân'ın.
Ama tam
tercümesi, yapılamaz bihakkın.
Ve Kur’ân-ı
kerîmin mânâsını anlamak,
Aslâ mümkün
değildir, tercüme okuyarak.
Herhangi bir
âyeti anlamak demek zîrâ,
Ne demek
istiyorsa burada Hak teâlâ,
İşte, onu
anlamak demektir ki esâsen,
Tercüme
okumakla, bu mümkün olmaz zâten.
Bir âyetin,
herhangi tercümesine bakan,
"Murâd-ı
ilâhî"yi anlıyamaz hiç ondan.
Mütercimin
bilgisi nisbetinde olarak,
Bir meâl ve
îzâhı öğrenebilir ancak.
Yâni o
kimselerin, “Tam anladım” sanarak,
Yaptıkları
şeyleri öğrenebilir ancak.
Kur’ânın
mânâsına, velhâsıl bir müslümân,
Direkt
tercümesinden, varamaz hiçbir zaman.
Zîrâ köylüye
âit bir "kânun"u, hükümet,
Doğruca
köylülere göndermez önce elbet.
Çünkü köylü,
kânunu evvelâ okuyamaz.
Okuyabilse
bile, hiçbir şey anlıyamaz.
Bu kânun,
öncelikle “Vâli”ye gönderilir.
Zîrâ vâli,
okuyup iyi anlıyabilir.
Vâli, bir "îzâhnâme"
ekliyerek bunlara,
Gönderir bu
kânunu sonra "Kaymakam"lara.
Bunlar da, bu
kânunu "açıklıyarak" yine,
Gönderirler bu
ekle “Belde müdürleri”ne.
Bu
açıklamalarla, işbu müdürler dahî,
Gönderilen
kânunu, anlarlar daha iyi.
Yine bir
"açıklama" yapıp bu kânunlara,
Anlatırlar
bunlar da, köydeki “Muhtarlar”a.
Muhtarlar da,
kânunu anlıyarak bu kere,
Köylü lisânı
ile, anlatır “Köylüler”e.
Kur’ân-ı kerîm
dahî, ahkâm-ı ilâhîdir.
Kullara
gönderilen, kânûn-i Rabbânîdir.
Burada
kullarına, ebedî bir seâdet,
Vâdedip, "Habîbine"
gönderdi âyet âyet.
Kur’ânın
mânâsını, tam ve açık olarak,
"Muhammed
Resûlullah" anlıyabilir ancak.
Edîb ve belîğ
iken "eshâb-ı kirâm" dahî,
Ona
soruyorlardı bir kısım âyetleri.
Hattâ vahyi
getiren "Cibrîl-i emîn" bile,
Bir kısım
âyetleri sorardı o Resûl’e.)
|