ŞİİRLERLE MENKIBELER

GÜZEL NASİHATLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

32 - AKLA UYMAK

KUR’ÂN-I KERÎMİN TERCÜMESİ

 

"Abdülhakîm Arvâsî", âlim ve evliyâ zât.

Bir gün Kur'ân hakkında şöyle verdi îzâhât:

 

("Kur’ân", hiçbir lisâna ve dile çevrilemez.

Hattâ arapçaya da, tercüme edilemez.

 

Herhangi bir şiirin, kendi diline bile,

Tercüme edilmesi, imkânsızdır ayniyle.

 

Meâli ve îzâhı olabilir Kur’ân'ın.

Ama tam tercümesi, yapılamaz bihakkın.

 

Ve Kur’ân-ı kerîmin mânâsını anlamak,

Aslâ mümkün değildir, tercüme okuyarak.

 

Herhangi bir âyeti anlamak demek zîrâ,

Ne demek istiyorsa burada Hak teâlâ,

 

İşte, onu anlamak demektir ki esâsen,

Tercüme okumakla, bu mümkün olmaz zâten.

 

Bir âyetin, herhangi tercümesine bakan,

"Murâd-ı ilâhî"yi anlıyamaz hiç ondan.

 

Mütercimin bilgisi nisbetinde olarak,

Bir meâl ve îzâhı öğrenebilir ancak.

 

Yâni o kimselerin, “Tam anladım” sanarak,

Yaptıkları şeyleri öğrenebilir ancak.

 

Kur’ânın mânâsına, velhâsıl bir müslümân,

Direkt tercümesinden, varamaz hiçbir zaman.

 

Zîrâ köylüye âit bir "kânun"u, hükümet,

Doğruca köylülere göndermez önce elbet.

 

Çünkü köylü, kânunu evvelâ okuyamaz.

Okuyabilse bile, hiçbir şey anlıyamaz.

 

Bu kânun, öncelikle “Vâli”ye gönderilir.

Zîrâ vâli, okuyup iyi anlıyabilir.

 

Vâli, bir "îzâhnâme" ekliyerek bunlara,

Gönderir bu kânunu sonra "Kaymakam"lara.

 

Bunlar da, bu kânunu "açıklıyarak" yine,

Gönderirler bu ekle “Belde müdürleri”ne.

 

Bu açıklamalarla, işbu müdürler dahî,

Gönderilen kânunu, anlarlar daha iyi.

 

Yine bir "açıklama" yapıp bu kânunlara,

Anlatırlar bunlar da, köydeki “Muhtarlar”a.

 

Muhtarlar da, kânunu anlıyarak bu kere,

Köylü lisânı ile, anlatır “Köylüler”e.

 

Kur’ân-ı kerîm dahî, ahkâm-ı ilâhîdir.

Kullara gönderilen, kânûn-i Rabbânîdir.

 

Burada kullarına, ebedî bir seâdet,

Vâdedip, "Habîbine" gönderdi âyet âyet.

 

Kur’ânın mânâsını, tam ve açık olarak,

"Muhammed Resûlullah" anlıyabilir ancak.

 

Edîb ve belîğ iken "eshâb-ı kirâm" dahî,

Ona soruyorlardı bir kısım âyetleri.

 

Hattâ vahyi getiren "Cibrîl-i emîn" bile,

Bir kısım âyetleri sorardı o Resûl’e.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan