|
29
-
FEYZ
NASIL ALINIR ?
KAFİRLER VE MÜRTEDLER
"Hasan
Hilmi Efendi", gönül ehli biriydi.
Nasîhati,
herkese pek çok fâideliydi.
O, bir gün
buyurdu ki: (Bir müslümân, ilk önce,
"Îmân
bilgileri"ni öğrenmeli güzelce.
Çünkü sonsuz
olarak seâdete kavuşmak,
Doğru bir îmân
ile mümkündün bu gün ancak.
Kalpte "doğru
îmân"ın olduğuna alâmet,
Kâfirleri
sevmeyip, etmemektir muhabbet.
Pek merhametli
iken o Hüdânın Habîbi,
İslâm
düşmânlarıyla dövüştü arslan gibi.
Şöyle
emretmişti ki Rabbimiz zîrâ ona:
(Cihâd et,
sertlik göster islâm düşmânlarına!)
Demek bu
düşmânlara, yüz vermemek gerektir.
Onlara sert
davranmak, huluk-i azîmdendir.
"Küfür",
tahkîr edilir, verilmezse hiç kıymet,
Bunun
mukâbilinde yücelir "İslâmiyyet".
Ve eğer
verilirse "Küfr"e kıymet ve değer,
Tahkîr edilmiş
olur müslümânlar bu sefer.
Velhâsıl Hak
teâlâ, o kâfirler hakkında,
“Düşmânı”
olduğunu bildirdi Kitâbında.
Hattâ o
müşriklerin, kendi Habîbinin de,
Düşmânı
olduğunu bildirdi bir yerinde.
Öyle ise,
onları sevmek, hele kaynaşmak,
Kulu, Hak
teâlâdan uzaklaştırır ancak.
Dahası, o
mü’mini, Server-i kâinâta,
Düşmân olmaya
kadar sürükler bu iş hattâ.
O kimse,
kendisini bir “Müslümân” zanneder.
Kelime-i
tevhîdi söyler ve inandım der.
Namâz kılar ve
hattâ yapar her ibâdeti.
Ama olmaz
bunların ona bir menfaati.
Çünkü onun bu
çirkin küfür hâlleri ile,
Îmânı
gitmiştir de haberi yoktur bile.
Kâfirler,
dînimizin hep aleyhindedirler.
(Zamâna,
asra fenne uymuyor, zıddır) derler.
Hep alaya
alırlar yüce islâm dînini.
Ve aşağı
görürler nice hâlis mü’mini.
(Gericiliktir)
derler onlar islâm dînine.
"Gerici"
damgasını vururlar her mü’mine.
Îmânsızlığı
ise, meth-ü senâ ederler.
(Asrîlik,
münevverlik ve aydınlık yol) derler.
"Mürted"lere
gelince, müslümân çocuğudur.
Ama,
müslümânlıkla alâkaları yoktur.
Hiçbir din
kitâbını okumadıklarından,
Okumuş olsalar
da, anlamadıklarından,
Yalnız
kavuşmak için bir lutfa, dünyâlığa,
Kapılmış olmak
için yâhut bir akıntıya,
İslâmdan yüz
çeviren ve beğenmiyenlerdir.
Ve (İslâm,
terakkîye mânidir) diyenlerdir.
Bir dünyâ
menfaati uğruna, bu kişiler,
Ebedî
seâdetten mahrum, nasipsizdirler.
"Münâfık"
ve "mürted"ler, Cehennem ateşinin,
En şiddetli
yerinde yanarlar bunun için.)
|