|
28
-
FEYZ'İN YOLU, SEVGİDİR
TÂM
İLMİHÂL SEÂDET-İ EBEDİYYE
Sülâle-i
Resûl’den "Ahmet Mekkî Efendi",
Gece gündüz,
islâm hizmet edenlerdendi.
İmâm-ı
Rabbânî'den sık sık bahsediyordu.
(Mektûbât
kitâbını çok okuyun!) diyordu.
Ayrıca “Tâm
İlmihâl” kitâbını da yine,
Tavsiye
ediyordu sık sık sevdiklerine.
Hattâ kendi
yanında hep bulunduruyordu.
Ve genç
müslümânlara hediye ediyordu.
Bir gün,
akrabâsından "Fâruk bey" geldi yine.
Bir kitap
yazdığını arz etti kendisine.
O kitâbı,
matbâya verip bastırmak için,
İstedi
kendisinden buna rızâ ve izin.
Ben dahî merak
ettim ne buyuracağını.
Aynen
hâtırlıyorum o günkü cevâbını.
Buyurdu: (Seâdet-i
Ebediyye var iken,
Başka kitap
yazmaya lüzum yoktur katiyyen.)
(Peki
efendim!) dedi Fâruk bey cevâbında.
Kitâbın
baskısından vazgeçmişti ânında.
“Tâm
İlmihâl” hakkında, buyurdu ki bir zaman:
(Bu kitâbı
okuyan tâlihli bir müslümân,
Hem din
bilgilerini öğrenir daha iyi.
Hem de, tanır
ve sever “İmâm-ı Rabbânî”yi.
Kalbi Ona
meyleder, yâni ona bağlanır.
Her tarafa
saçtığı nûrları o da alır.
Sonra,
olgunlaşmaya başlar o, bu feyz ile.
Ve kemâle
gelir de, haberi olmaz bile.
Ham bir
karpuz, güneşin karşısında nasıl ki,
Zamanla
olgunlaşıp, tatlılaştığı gibi,
O da,
feyizleriyle "İmâm-ı Rabbânî"nin,
Yetişip
olgunlaşır, olur kâmil bir mü’min.
Değişiklik
hisseder dünyâ görüşlerinde.
Velîleri
görmeğe başlar hem düşlerinde.
İmâm-ı
Rabbânî’yi ve başka evliyâyı,
Görür hem
rüyâsında "Resûl-i kibriyâ"yı.
Sonra, uyanık
iken evinde, işyerinde,
Onların
rûhların görür "İnsan" şeklinde.
Konuşur,
sohbet eder o rûhlar ile her gâh.
Nefsi dahî
gafletten kurtulup olur âgâh.
Kolay ve tatlı
gelir ona "abdest" ve "namâz".
Hattâ her
ibâdetten alır bir lezzet ve haz.
Günâh olan
şeylerden hoşlanmaz, nefret eder.
Ve kötü
huylarını bırakır teker teker.
Cemiyyete,
millete faydalı kişi olur.
Dünyâ ve
âhirette seâdete kavuşur.
Evliyânın
rûhları, öldükten sonra dahî,
Talebeye
görünüp, feyz verir bizâtihî.
Fakat
evliyâlardan, bu yolla istifâde,
Diri iken
olandan, azdır daha ziyâde.
Hepsi, "ehli
sünnet"tir tasavvuf büyükleri.
Bid’at
sâhiplerinden gelmemiştir bir velî.
Vilâyetin
nûrları, girmez böyle kalplere.
Buna, "bid’at
zulmeti" mâni olur ilk kere.
Bid’at
pisliklerinden olmadıkça tam halâs,
O kalp, "Yakîn
nûru"yla aslâ aydınlanamaz.
|