|
24
-
FIRSAT, GANÎMETTİR
SELÂM VERMEK, DUÂDIR
"Hasan
Fehmi Efendi", hâl ehli bir büyük zât.
Her gün
sevdiklerine ederdi çok nasîhat.
Bir gün de
buyurdu ki: (“Gençlik”, büyük nîmettir.
Onu,
mâlâya’nîyle geçirmemek gerektir.
İki şeyden
dolayı, gözlerden, "yaş" yerine,
"Kan"
gelinceye kadar ağlansa, azdır yine.
“Gençlik
günleri”dir ki, bu ikisinden biri,
Zîrâ geçen
zamanlar, bir daha gelmez geri.
Öbürü, çok
sevdiği “Dostun ayrılığı”dır.
Özellikle
üstâddan, hocadan ayrılıktır.)
Bir gün de
buyurdu ki: (“Kâbe” ilk görülünce,
Yapılan duâ
niyâz, kabûl olur hemence.
Bunun gibi “Mü'min”
de, her görüldüğü anda,
Her ne duâ
edilse, kabûl olur ânında.
İşte bu
yüzdendir ki, bir “Mü'min”i eğer biz,
Ne zaman,
nerde görsek, önce selâm veririz.
Zîrâ selâm, en
büyük bir duâ ve dilektir.
"Allah,
sana selâmet ihsân etsin" demektir.
O da cevap
vererek, bulunur şu duâda:
"Selâmet
ihsân etsin Hak teâlâ sana da")
Bir gün de
buyurdu ki: (Bu dünyâ bir “Hayâl”dir.
Yâhut da çabuk
biten bir “Rüyâ” ve “Hülyâ”dır.
Allah'ın
kudretiyle bu kâinât, an be an,
“Var”
ve “Yok” olmaktadır, her sâniye durmadan.
Yâni Allah,
dünyâyı bir “Var”, bir “Yok” ediyor.
Lâkin insanın
gözü, bunu fark edemiyor.
Meselâ
frekansı "Elli" olan ampuller,
Bir sâniye
içinde "Elli kez" yanıp söner.
Çok kısa bir
zamanda olduğu içindir ki,
Biz
farkedemiyoruz, bu yanıp sönmeleri.
Bunun gibi
dünyâ da, her an “Var” ve “Yok” olur.
Ama bunu,
insanlar göremez, gerçek budur.)
Bir gün de
buyurdu ki: (Rabbimiz, bir kulunu,
Severse, dinde
“Fakîh” ve “Âlim” yapar onu.
Daha da çok
severse, “Dîne hizmet” ettirir.
Böylece
kendisine, çok fazla sevap verir.
"Ben"
demek, hiç yakışmaz dîne hizmet edene.
Büyüklerin
feyzleri, ulaşmaz “Ben” diyene.
İslâma hizmet
etmek istiyorsa bir kişi,
Aslâ
dememelidir, "Ben bilirim bu işi".
Nefsini,
tamâmiyle çekmeli ki aradan,
Böylece,
kendisine feyz gelsin evliyâdan.
Zâten hâlis
müslümân, beğenmez kendisini.
Tenkîd edecek
olsa, tenkîd eder kendini.
Hiç kimseyi,
kendinden aşağı görmez aslâ.
Elinden
geldiğince, hizmet eder ihlâsla.
|