|
20
-
EY GAFİL İNSAN !
EVLİYÂ NASIL TANINIR?
"Ziyâeddîn
Nahşebî", hâl ehli velî bir zât.
Ederdi
insanlara çok öğüt ve nasîhat.
Dediler ki:
(Efendim, halk içinde bir velî,
Ne şekilde
tanınır ve nasıl olur belli?)
Buyurdu ki: ("Evliyâ",
dostudur Rabbimizin.
Onları
anlamaya, aklı ermez herkesin.
Tatlı dil,
güler yüzü, o hep şiâr etmiştir.
Ve çok
merhametiyle, temâyüz eylemiştir.
Aslâ asık
olarak, kimse görmez yüzünü.
Zîrâ gömer
kalbine, o, her üzüntüsünü.
İnsanlar
arasında, gündüzleri gülse de,
Ağlar yalnız
kalınca, karanlık gecelerde.
Kusûrunu
düşünüp, Allah'tan hicâb eder.
(Nasıl
cevap veririm, mahşerde Rabbime?)
der
Pişmân, nâdim
olarak tövbe eder hep dili.
Gözünden akan
yaşlar, ıslatır bir mendili.
O, böyle
hüzünlenip, ağlasa da her gece,
Buna, yalnız
hanımı vâkıf olur sâdece.
Sabah teşrîf
edince insanlar arasına,
Yine
tebessümüyle, neşe saçar her yana.
Her kimin
derdi olsa, doğruca Ona gelir.
Onun bir çift
sözüyle ferahlanır, sevinir.
Ne kadar
üzüntülü olsa da Ona giden,
Onu bir an
görünce, ferahlar kalbi birden.
Hak teâlâ,
onlara vermiştir böyle haslet.
Onu gören
kimsede, kalmaz gam ve kasâvet.
"Dîne
hizmet" etmektir, Onun tek düşüncesi.
Bunu düşünmek
ile geçer gün ve gecesi.
Onun her
davranışı, "Allah için" olur hep.
Şahsı için,
kimseden hiç bir şey etmez talep.
"Din için"
sarfetse de yüzlerce dirhem, dînâr,
Dünyâ
muhabbetini, kalbine sokmaz zinhâr.
Çünkü olmaz
hiç işi, para ile, pul ile.
Dünyâlık
hiçbir şeye, dönüp de bakmaz bile.
"Dîne
hizmet" uğrunda, yapar pek çok icraat.
Hiç kendi
şahsı için, düşünmez bir menfaat.
Çünkü vardır
kalbinde, yalnız “Aşk-ı ilâhî”.
Dünyâ
muhabbetinden, bulunmaz zerre dahî.
Sonra O, öyle
fazla sever ki üstâdını,
Muhakkak îfâ
eder, Onun her murâdını.
Bütün dünyâ
bir yana ve üstâdı bir yana.
Titrer ki, bir
zerrecik üzüntü gelir Ona.
Çünkü Onun
elinde olmuştur böyle âlî.
Ona hizmet
bâbında, bulunmaz hiç ihmâli.
Her ne olursa
olsun, yâhut da hiç olmasın.
Yeter ki,
üstâdının kalbine toz konmasın.
İşte bu “Sevgi”dir
ki, hâlisâne, bî riyâ,
Böyle çok
yükselerek, olmuştur bir "evliyâ".
Aslâ çıkmaz
ağzından, mâlâya’nî, boş bir lâf.
Sırât-ı
müstakîmden, aslâ etmez inhirâf.
|