|
20
-
EY GAFİL İNSAN !
GARİP, YOLCU, MEVTÂ
"Celâleddîn
Devânî"", din büyüklerindendi.
Din için, hiç
durmadan hizmet edenlerdendi.
Öyle tatlı idi
ki sohbet ve konuşması,
Dinliyenin
kalbinden, silerdi kir ve pası.
Yaptığı
içindir ki her işi “Allah” için,
Sözü tesir
ederdi kalbine her kişinin.
Kimseden bir
menfaat beklemezdi O aslâ.
Çünkü O, bu
hizmeti yapıyordu “İhlâs”la.
Bir gün dedi:
(Ey insan, eyleme ki hiç gaflet,
Bu ömür bir
gün bitip, "ölüm" gelir âkıbet.
Bilesin ki bu
dünyâ, fânidir, değil bâki.
Elbet sen de
olursun bir gün Hakk'a mülâki.
Zevk alma bu
dünyânın, aslâ hiçbir şeyinden.
Bir an “Sevinç”
olsa da, “Elem” gelir peşinden.
Öyle bir ömür
sür ki yine sen bu hayatta,
Say kendini ya
“Garip”, ya “Yolcu”, ya da “Mevtâ”.
Mâdem ki, ölüm
sana gelecektir an karîb,
Öyleyse bil
kendini, bu dünyâda bir “Garip”.
Farzet ki,
vâsıl oldun bir yabancı diyâra.
Yok gidecek
bir yerin, yok elinde hiç para.
Ne evin var,
ne barkın, ne tanıdık bir insan.
Derdini
anlatmaya bilmiyorsun dil, lisân.
İşte böyle
kalınca, tam bir garip, bî-çâre,
"Allah'a
sığınmak"tan gayri olmaz bir çâre.
"Hakîkî
dost" olarak, bil öyleyse Rabbini.
O, senden iyi
bilir zîrâ senin hâlini.
Hem sonra,
erişirse sana bir dert, musîbet,
Yine yalnız,
Allah'tan erişir sana medet.
Yâhut da sen
kendini, “Yolcu” bil bu dünyâda.
Geri dönmemek
üzre ehline ettin vedâ.
Vâsıta
bekliyorsun bir yere gitmek için.
O anda, bir
"dünyâlık" düşünebilir misin?
Deseler ki:
(Şurada bir ev var, bir arsa var.)
O anda bunlar
seni, eder mi alâkadar?
Zîrâ sen,
bavulunla çıkmışsın yola artık.
Aslâ
ilgilendirmez seni mal ve dünyâlık.
Dersin ki: (Ben
yolcuyum, ne yapayım emvâli?)
İşte hâlis
mü'minin dünyâda budur hâli.
O bilir ki, bu
dünyâ bir “Köprü”dür nihâyet.
Hemen geçip
gitmektir, en akıllı hareket.
Veyâhut da
dünyâda, “Ölmüş” bil sen kendini.
Düşün ki,
dedelerin, ecdâdın nerde, hani?
Bir mü'min,
kendisini sayarsa "ehl-i mevtâ",
Bağlanmaz
kalbi ile, bu vefâsız hayâta.
Çünkü iyi
bilir ki, bu hayat, sanki “Hayâl”.
Ve bu dünyâ,
sonunda bulacak bir gün zevâl.
O der ki: (Mâdem
ölüm gelecektir muhakkak,
Öyleyse,
bunun için lâzımdır hazırlanmak.)
Bir şey
"muhakkak" ise, “Oldu” bilir o bunu.
Rabbine, ihlâs
ile yapar tam kulluğunu.
|