|
19 - YÜRÜYEN ÖLÜ OLMAK
SEVERSEN, SEVİLİRSİN
"Abdurrahmân-ı
tâhî", şânı büyük bir velî.
Çehresi dâim
güleç, tatlıydı hem de dili.
Bir gün,
cemâatine buyurdu: (Ey insanlar!
Bilin ki her
amelden, âhirette hesap var.
O gün, bütün
günâhlar olur hep âşikâre.
Mahcûbiyet çok
olur, bulunmaz ama çâre.
Dünyâ ve
âhirette, mahcup olmamak için,
Af ve
mağfiretini dileriz Rabbimizin.
En çok affa
kavuşan, şu kullardır ki ama,
Affedici
olurlar bu dünyâda dâimâ.
Nitekim
evliyâdan, bir büyük mübârek zât,
Bir günkü
sohbetinde, şöyle etti nasîhat:
(Nasıl
davranmasını, istersen Rabbin sana,
Sen dahî
öyle davran, dünyâda her insana.
Sen kulları
seversen, Allah da seni sever.
Sen eğer
affedersen, O da seni affeder.
Sen iyilik
edersen, iyilik görürsün hep.
Zulmedersen, sen dahî olursun çok muazzeb.)
Dünyâda
kaybedenler, âhirette kârdadır.
Kazançlı
olduğunu sanan da ziyândadır.
Bir zamanlar,
birisi duymuş ki, filân yerde,
Bir “Evliyâ”
kişi var, gitmiş onu görmeye.
Demiş ki:
(Ziyârete geldim ben Allah için.)
O velî
buyurmuş ki: (Buyurun, şöyle geçin.)
Sonra namâz
kılmışlar, o "Velî" olmuş imâm.
Lâkin şöyle
geçirmiş kalbinden gelen adam:
"Bu nasıl
velîdir ki, tecvit bile bilmiyor.
Bir
Fâtiha'yı bile, doğru okuyamıyor."
İstemeden, o
evde mecbûr olmuş kalmaya.
Sabahleyin
kalkınca, çıkmış abdest almaya.
Bakmış, koca
bir “Arslan”, görünür hem dişleri.
Korkusundan,
zor atmış kendisini içeri.
Demiş ki: (Dışarıda
bir arslan gördüm ki ben,
Bana
saldıracaktı, zor kurtuldum elinden.)
O velî, bir
eline alarak bastonunu,
Dışarıya
çıkarak, azarlamış çok onu.
Demiş: (Misâfirimi,
sen ne hakla ey hayvan!
Böyle
korkutuyorsun, defol git buralardan!)
Hayvan, boyun
bükerek terk eylemiş o yeri.
Dönüp o
misâfire, şöyle demiş o velî:
(Bizim
Fâtihamıza yanlış diyeceğine,
Kendi
âcizliğini düşün de, gel kendine.
Senin merak
ettiğin velîler şöyledir bak:
Onlar, Hak
teâlâya mutîdir tam olarak.
Kim itâat
ederse, Rabbine tam ihlâsla,
Onun
mahlûklarından bir zarar görmez aslâ.
Arslan, bana
itâat ettiyse, şudur sebep:
Ben, Rabbimin
emrine itâat ederim hep.
Gâibten haber
vermek, bir hüner değil aslâ.
Hüner,
islâmiyyete tam uymaktır ihlâsla.)
|