|
19 - YÜRÜYEN ÖLÜ OLMAK
ALLAH BİZİ SEVİYOR
"Abdurrahmân-ı
Tâhî", hâlis Allah adamı.
Onu gören
kimsenin, giderdi hüznü, gamı.
O, bir gün
sohbetinde buyurdu ki: (Ey insan!
Hak teâlâ
hâzır ve nâzırdır bil ki her an.
Her ne ki
yapıyorsak, görüyor cenâb-ı Hak.
Niyetimizi
dahî bilmektedir muhakkak.
“İrâde-i
cüz'iyye” verdi ki Allah bize,
Yapıyoruz her
işi, arzumuz nasıl ise.
Yollarda
konmuş olan, bâzı "Yol levhaları",
O yöne gitmek
için, mecbûr etmez kulları.
İnsan, onlara
bakıp, serbestce tercîh yapar.
Ve bir yöne
gitmeye, kendisi verir karar.
"Niyetler"
de böyledir, iyi ve hâlis niyet,
Verir elbet
insana, bir yön ve istikâmet.
Bir iş, iyi
niyetle yapılırsa, sevaptır.
Eğer niyet
bozuksa, netîcesi harâptır.
İnsanlar,
gürûh gürûh giderlerken "Ateş"e,
Onları
kurtarmaktan, bakılmaz başka işe.
Hak teâlâ, bu
dîne yardım etme bâbında,
Şöyle
buyurmaktadır, açıkça kitâbında:
(Kim
Allah'ın dînine yardım ederse eğer,
Allah, ona
elbette, muhakkak yardım eder.)
Bir gün de
buyurdu ki: (Resûl'ü, cenâb-ı Hak,
Gönderdi
âlemlere, yalnız rahmet olarak.
O, sanki açık
duran bir "Kur'ân-ı kerîm"dir.
Yâhut “İslâmiyyet”in,
yaşıyan bir şeklidir.
Yâni Onun her
sözü, her hâl ve hareketi,
Bildirir açık
açık bize islâmiyyeti.
Rabbin
beğenmediği bir söz veyâ bir fiil,
Onda aslâ
olamaz, yâni bu mümkün değil.
Bu yüzden,
Onun bir tek söz ve hareketine,
"Hayır!"
diyen, düşer tam “Küfür” felâketine.
Oturuşu,
kalkışı, herhangi bir bakışı,
İslâmın tâ
kendidir, gelinmez Ona karşı.
Allahü
teâlânın rızâsını kazanmak,
Ona tam
benzemek ve uymakla olur ancak.
Yâni "Ona
benzemek", gâye olursa asıl,
O rızâya
kavuşmak, kolay olur velhâsıl.
Onun vârisi
olan bir "Evliyâ kişi" de,
Vârisi
olduğundan, Onun gibidir işte.
İslâm
âlimlerine, biz de fi’len, ahlâken,
Her şeyde, ne
kadar çok benzersek hakîkaten,
O kadar
fazîletli ve kıymetli oluruz.
Türlü
sıkıntılara, kalmayız hem de mâruz.
Bir âlim
buyurmuş ki: (Hukûkunuzu bizzât,
Kendiniz
kurarsanız, olamazsınız râhat.)
Allahü
teâlânın kurduğu kâideye,
Uyanlar,
kavuşurlar rızâ-i ilâhî'ye.)
|