|
18 - SOR KURTUL
EMR-İ MÂRUF FARZDIR
"Pîr
Muhammed Gencevî", bir âlim ve evliyâ.
Kararmış
gönülleri, ilmiyle etti ihyâ.
O bir gün
buyurdu ki: (Biz, âciz insanlarız.
Her an, her
şeyimizle, Rabbimize muhtâcız.
Ve lâkin
hepimizde, bir "Nefis" var ki el'an,
"İlâhlık" dâvâ
eder içimizde o her an.
Hâlbuki Hak
teâlâ, kudretini çekse az,
“Yok”
olur bu kâinât, var olan birşey kalmaz.
O'nun bize
verdiği bu beden ve can ile,
Yakışır mı,
hiç O'na isyân etmek az bile?
Bir yanda,
kâinâtın sâhibi “Yüce Allah”,
Bir yanda “âciz
kul” ki, muhtâçtır Ona her gâh.
Bu zaif hâli
ile, nasıl olur bir insan,
Kendisini
yaratan İlâha eder isyân?
Bir işçi
düşünün ki, çok çalışır, yorulur.
Bir gün,
işverenini dinlemese, kovulur.
Veyâhut karşı
gelse bir evlât, pederine,
Baba, almak
istemez artık onu evine.
Hâlbuki ikisi
de, çok âciz birer “Kul”dur.
Yalnız o,
diğerinin rızkına sebep olur.
Yine kızmak
gerekmez, günâhkâr insanlara.
Acıyıp, emr-i
mâruf yapmak lâzım onlara.
Nitekim cenâb-ı
Hak, meleklere bir zaman,
Buyurur: (Filân
yeri, hâk ile edin yeksân!)
Derler ki:
(Bâzı kullar vardır ki yâ ilâhî!
Hiç isyân
etmediler o kullar bir gün dahî.)
Hak teâlâ, o
zaman buyurur: (Ey melekler!
Batırın
onları da, hepsi ile berâber.
Çünkü isyân
ederken bana o diğerleri,
Değişmiyordu bile, hiç onların yüzleri.)
Emr-i mâruf
mümkünken, yapmamak câiz olmaz.
Bu, "Allah
sevgisi"yle çünkü hiç bağdaşamaz.
Gayriyi
kurtarmaya çalışanı, dînimiz,
Kendini
kurtarandan, tutuyor daha azîz.
Eğer bir
memlekette “Hizmet” varsa islâma,
Ona iştirak
etmek, farzdır her müslümâna.
İmkân varsa
bedenen, yok ise, mal vererek,
O da mümkün
değilse, yalnız duâ ederek,
İştirak
etmelidir yapılan bu hizmete.
Yoksa,
girilmiş olur büyük mes'ûliyyete.
“Doğru”nun
muhâlifi çok bulunur her zaman.
Zîrâ
yayılmasını istemez nefis, şeytân.
Hâlbuki
kötülükler, çok çabuk yayılırlar.
Nefis ile
şeytândan, çünkü yardım alırlar.
“Doğru”nun
yayılması, "yokuş çıkmak" gibidir.
Şer ise, bir “Sel”
gibi çabuk yayılıverir.
Resûlullah'a,
önce, inanan çok az vardı.
O nasîhat
ettikçe, alaya alırlardı.
On senede, “Yüz
kişi” inanmamıştı bile.
Çoğaldı sonra
fakat, nusret-i ilâhîyle.)
|