|
12 - GÜL, OVADA YETİŞİR
KALPTEKİ ARZULAR
"Ahmed-i
Ankaravî", gönül ehli bir velî.
Meşhurdu halk
içinde güler yüz, tatlı dili.
Söz ve
nasîhatleri tesirliydi pek fazla.
Zîrâ sırf
Allah için konuşurdu ihlâsla.
Sohbetini
dinliyen, alırdı bambaşka hâl.
Görünmezdi
gözüne, ne bu dünyâ, ne de mal.
Derdi ki: (Her
insanın bir "Alın yazısı" var.
Bu, yaptığı
işlerden belli olur âşikâr.
Kim, alın
yazısını eğer merak ederse,
"Ne yolda
gittiği"ne iyi baksın o kimse.
Nitekim her
insanın gönlünde "Bir şey" yatar.
Ve o kişi,
ekserî, o yolda adım atar.
"Zengin
olmak" isteyen, o yolu araştırır.
Allah da, o
kimseye bunu kolaylaştırır.
"İslâma
hizmet aşkı" varsa kimin gönlünde,
Allah'ın
yardımıyla, mâni kalmaz önünde.
Yâni kulun
kalbinde, her ne ki varsa şâyet,
Ona göre bulur
o, bir yön ve istikâmet.
Nasıl ki
"Pusula"yla, yol bulursa gemiler,
"Kalpteki
arzular" da, kullara yön verirler.
İnsanın
gönlündeki bu arzu ve himmeti,
Ne ise, Hak
indinde o kadardır kıymeti.
Gönlünde "Mal
toplamak" arzusu varsa eğer,
Hak teâlâ
indinde, bulamaz aslâ değer.
Zîrâ hiç
kıymet vermez "Dünyâ"ya cenâb-ı Hak.
Ona değer
veren de, zelîl olur muhakkak.
Her kim de "Allah"
derse, olur üstün ve azîz.
Zîrâ Allah
diyeni, çok yüceltir Rabbimiz.
Onlar “Allah”
dedikçe ve kaçtıkça paradan,
Onlara, daha
fazla mal gönderir Yaradan.
Lâkin onlar,
paraya sürmezler ellerini.
Ancak Allah
yolunda, dağıtırlar hepsini.
Böyle kulun
kalbinde, "Dünyâ" olmaz zerrece.
"İslâma
hizmet" için çalışır gün ve gece.
Her işte, Hak
rızâsı almaya gayret eder.
Düşünmez ki:
"Acabâ insanlar bana ne der?"
Rabbine
vereceği hesâbı düşünür hep.
"Âhiret
derdi" ile dertlidir bundan sebep.
"Halkı memnûn
etmeyi" hiç düşünmez o aslâ.
"Rabbinin
rızâsı"nı talep eder ihlâsla.
Her işini
yaparken, kendine sorar ki hem:
"Benim, bunu
yapmakta, nedir maksat ve gâyem?"
Eğer "Allah
rızâsı" görür ise o işte,
Yapar, yoksa
vazgeçer, "Hâlis kul" budur işte.
Zîrâ o, gâyet
iyi bilir ki, şu bir gerçek,
Yârın, her bir
işinden hesâba çekilecek.
O, bunları
düşünüp, kaçar harâm, günâhtan.
Zîrâ çok
korkmaktadır Cehennemden, azâbtan.)
Bu büyük âlim
zâtın hürmetine ilâhî!
Bu güzel
hasletleri, ihsân et bize dahî.
|