|
12 - GÜL, OVADA YETİŞİR
GÜL, OVADA YETİŞİR
"Yâkûb-i
Germiyânî", ilim ehli bir zâttı.
Onun hâli,
herkese öğüt ve nasîhattı.
Üstâdından
aldığı feyiz ve ilhâm ile,
Evliyâlık
yolunda, gelmiş idi kemâle.
Lâkin O,
gizlerdi hep kendisini ağyârdan.
"Halk"
içinde "Hak" ile bulunurdu her zaman.
O, gittiği
yerlere veriyordu bir huzûr.
Onu gören
kimseyi, kaplardı neş'e, sürûr.
Yanına, dertli
biri gelseydi üzülerek,
Ayrılırdı az
sonra, neş’e ile, gülerek.
Dostları
ziyârette geçerdi çoğu vakti.
Dolaşırdı gece
gün, yoktu istirâhati.
Derdi ki: (Ey
insanlar, merhametli olunuz.
Mü'minlerin
kalbini neş'eyle doldurunuz.
"Hizmet
için" de olsa, kalp kırmayın hayatta.
Kimseyi
incitmeyin, kâfir de olsa hattâ.
Çünkü o da
Allah'ın bir kuludur nihâyet.
Onlara da
acıyıp, etmeliyiz merhamet.)
Derdi ki: (Çok
sakının, hem kibir ve gururdan.
Zîrâ iblîs, "Kibir"le
kovulmuştu huzûrdan.
İblîs ki,
yüzbin sene yapmış idi ibâdet.
Meleklerin
hocası olmuştu en nihâyet.
Ona
bırakılmıştı idâresi göklerin.
Ona gıbta
ederdi cümlesi meleklerin.
Lâkin
kibirlenince, kaybetti bu nîmeti.
Allah'ın
huzûrundan, tard olundu ebedî.
Çünkü o, (Ben
Âdem'den, hayırlıyım) diyerek,
Ona secde
etmedi, bir an kibirlenerek.
Hâlbuki "Tevâzû"ya
bürünürse kul eğer,
Hak teâlâ
indinde, bulur kıymet ve değer.
Bu gün iki
müslümân, düşse bir ihtilâfa,
Her biri, (Ben
haklıyım) diyor öbür tarafa.
Hâlbuki haklı
olsa, ne geçecek eline?
Belki de az
bir zaman kalmıştır eceline.
Yakında, ikisi
de ölecek en nihâyet.
Kimin haklı
olduğu, çıkacak yârın elbet.
Bu hâl, şu
koyunların hâline benzer aynen.
İtişip
kakışırlar, mezbahaya giderken.
Hâlbuki biraz
sonra hepsi boğazlanırlar.
Onlar, bundan
habersiz, kavga edip dururlar.
Rahmetin
gelmesine vesîledir "Tevâzû".
Zîrâ yüksek
dağlardan, aşağıya akar su.
İnsan da,
kendisini “aşağı” görür ise,
Rahmeti
ilâhîden, alır büyük bir hisse.
"Gül",
ovada yetişir, "Su", aşağı akar hep.
Mü'minin
zînetidir, tevâzû, hayâ, edeb.)
|