|
09 - İSLÂMİYYET NEDİR ?
KÜFÜR SEL GİBİ
“Abdülhakîm
Arvâsî”, büyük evliyâ idi.
Her ilimde
mâhir ve sanki bir deryâ idi.
İstanbul'un
halkına, yıllarca bu büyük zât,
Tesirli
sözleriyle, etti vâz-ü nasîhat.
Bir gün de
buyurdu ki: (Ey insanlar, bilin ki,
Bu zaman
küfür, zulmet, akıyor bir “Sel" gibi.
Îmân, o sel
üstünde, "Saman çöpü" gibidir.
O akıntıya
karşı, durması kâbil midir?
Ancak “Kuytu”
bir yere, bir "Kaya kovuğu"na,
Girerse,
akıntıdan bir zarar gelmez ona.
Âlimlerin
sohbeti, veyâhut kitapları,
Aynen böyle
küfürden kurtarır insanları.)
Bir gün de
buyurdu ki: (Resûl-i zîşân, bize,
Yâdigâr
bırakmıştır iki büyük mûcize.
Bunlardan
birincisi, "Kur'ân-ı kerîm"dir ki,
Odur insanlık
için, bir rehber-i hakîkî.
İkincisi, her
hâli, Onun orta ve vasat,
İdi ki, yoktu
Onda aslâ tefrît ve ifrât.
Bunun için
büyükler, şöyle buyurmuşlardır:
(İşlerin
hayırlısı, orta, vasat olandır.)
Ayrıca bu
dünyâda, kim ne kadar kanâat,
Ederse, o
nisbette bulur huzûr ve râhat.)
Biri dedi:
(Efendim, gâyet günâhkârız biz.
Yârın
mahşer gününde, ne olacak hâlimiz?)
Buyurdu ki:
(Evlâdım, dünyâ ve âhirette,
Her kişi,
sevdiğiyle bulunacak elbette.
Bu işte,
berâberdir ehil ile nâ-ehil.
Eğer sağlam “Gemi”ye
bindin ise, gam değil.
Çünkü bir gün
bu gemi, sâhile ulaşırsa,
Sâdece
kaptanını çıkarmaz nasıl olsa.
Yolcularını
dahî ulaştırır muhakkak.
Sen, bindiğin
geminin, nerye gittiğine bak.
"Seâdet
gemisi"ne binmiş isen eğer ki,
O, seni
ulaştırır “Cennet”e elbette ki.
Her kim neye
binerse, ona tâbi olarak,
İnecektir
tabii, neresiyse son durak.
Pişmân olmamak
için indiği son mahalde,
Dikkatli
olmalıdır, ilk binerken o hâlde.
"Âhiret
yolcusu" da, bunun gibi tabii,
Çok iyi
seçmelidir, bineceği gemiyi.
O gün, çok
dehşetlidir, bu diller o gün susar.
Yer ve gök
şâhid olur, konuşur hep âzâlar.
Mahcûb olmamak
için, mahşerde o gün insan,
Dînin
emirlerini, gözetmeli her zaman.
Sarılabilmek
için bu dîne de iyice,
Öğrenmek lâzım
gelir “İslâm”ı ince ince.
Farzları,
harâmları öğrenip çok mükemmel,
Sonra da,
mûcibince yapmalı iyi amel.
Ve hem de
işlemeli, her işi Allah için.
Buna "İhlâs"
denir ki, esâsı budur işin.)
|