|
09 - İSLÂMİYYET NEDİR ?
VÜCUT MAKİNASI
"Tâhâ-yı
Hakkârî" ki, çok büyük bir velî'dir.
Doğu
Anadolu'yu, yıllarca etti tenvîr.
O, bir gün
buyurdu ki: (Bu dünyâ bir “İmtihân”.
İnsanlar birer
“Yolcu”, dünyâ da sanki bir “Han”.
Ömür, “Tren”
misâli, hiç durmadan gidiyor.
Bâzıları
binerken, bâzısı da iniyor.
İnsan, doğduğu
vakit binmiştir bu trene.
Sırası
geldiğinde, inecek elbet yine.
Dünyânın
fâniliği, belliyken pek âşikâr,
İnsan
kurabilir mi uzun boylu plânlar?
Zîrâ buyuruyor
ki, Kur'ânda cenâb-ı Hak:
(Gönderdim bu
dünyâya, sizi "Fâni" olarak.
Veririm mal ve
evlât misâli nîmetleri.
Fakat
bilesiniz ki, alırım tekrar geri.
Onlar sizin
değildir, çok sıkı sarılmayın.
Çünkü
ayrılırsınız hepsinden bugün yârın.
Akıl, sıhhat,
âzâlar verdimse de ben size,
Bunları
kullanırken, uymayın nefsinize.
Ayrıca
gönderdim ki, "Kitap" ile "Peygamber",
Size,
emirlerimi versinler bir bir haber.
Siz, bu
emirlerimi öğrenerek iyice,
Kullanın
nîmetleri, bu ahkâm mûcibince.)
Bir gün, yine
bununla alâkalı olarak,
Buyurdu: (Bu
bedeni yarattı cenâb-ı Hak.
Bu his
organları ki, hepsi birer hârika.
Akıl, fikir,
hâfıza, zihin, zekâ, nâtıka,
Bütün bu
kemâllerle, süsleyip onu gâyet,
Kulun
irâdesine teslîm etti nihâyet.
İşte bu, çok
muazzam bedeni, bizim artık,
Kullanmamız
için de, maksadına muvâfık,
İhsân edip
gönderdi, Kitap ile Peygamber.
"Böyle
kullanın!" diye, verdi bâzı emirler.
Bu ahkâm
mûcibince kullanırsak onu biz,
Ancak o
makineden olur istifâdemiz.
Nitekim
dünyâda da, mevcuttur böyle bir hâl.
Meselâ bir
fabrika, bir “Âlet” etse îmâl,
Çok basit olsa
bile çıkardığı o âlet,
"Kullanma
şeklini" de gösterir onun elbet.
Yine
alındığında eczâneden bir “İlâç”,
Târifesine
dahî, olur elbet ihtiyâç.
Çok basit bir
âleti kullanmak için bile,
Kullanma
tâlimâtı gerekirse, hâliyle,
Gâyet muazzam
olan bu beden için dahî,
Bir “Emir
ve tâlimât” îcâb eder tabii.
İşte,
bedenimizi yaratan Hak teâlâ,
Kullanabilmek
için onu iyi ve âlâ,
Gönderdi
Habîbiyle, bir emir ve tâlimât.
Buna "Kur'ân"
denir ki, uyanlar eder râhat.
O emirlerin
hepsi "Din"dir, "İslâmiyyet"tir.
Kim ona tam
uyarsa, sâhib-i seâdettir.)
|