|
08 - TEK ÇÂRE
HELÂLLAŞMAK
DUÂ İSTEYİN
"Abdullah-ı
Kaşgârî", büyük bir velî idi.
Sohbeti,
insanlara pek çok fâideliydi.
Derdi ki:
(Gayret edin, almak için bir duâ.
Zîrâ duâlar
ile önlenir kazâ, belâ.
“Ubeydullah-ı
Ahrâr” vardı ki büyüklerden,
Mutlak duâ
isterdi, görüştüğü herkesten.
Bir gün de
alış veriş yapıp bir köylü ile,
Ayrıldı
aceleyle, bir buğday yükü ile.
Duâ talep
etmeyi, unuttu lâkin ondan.
Bir hayli yol
gitmişken, geri döndü yolundan.
Onun da
duâsından mahrum kalmamak için,
Gelip buldu
köylüyü, vakit geçirmeksizin.
Köylü onu
görünce, dedi: (Niçin döndünüz?
Yoksa benim
malımda, bozukluk mu gördünüz?)
Buyurdu ki:
(Yok, hayır, beğendim buğdayını.
Geldim ki,
istiyeyim senin hayır duânı.)
Köylü, hayret
içinde dedi ki: (İyi ama,
Yalnız bunun
için mi geldin benim yanıma?
Yüz yıkamayı
bile bilmiyen biriyim ben.
Nasıl duâ
edeyim bu hâlimle size ben?)
Buyurdu ki:
(Kardeşim, bu iş hiç belli olmaz.
Sen yine bir
duâ et, inşallah reddolunmaz.)
Köylü "Peki"
diyerek, kaldırdı ellerini.
Dedi: (Yâ
Rab, ne ise, ver bunun dileğini.)
Ubeydullah-ı
Ahrâr, der ki: (Yemin ederim.
Onun duâsı
ile, açıldı kalp gözlerim.)
Buyurdu ki:
(Bir insan, eğer "Hayırlı" ise,
Hep hayırlı
işlere sebep olur o kimse.
Allah'ın, bir
kimseyi sevdiğine alâmet,
Hep “Faydalı
işler”e, eder o sa'y-ü gayret.
Bir kulu da,
Allah'ın sevmediğine nişân,
Ömrünü “Boş
şeyler”le geçirip eder ziyân.)
Derdi ki:
(Kırılırsa, size arkadaşınız,
Siz özür
dileyin ve hemen helâllaşınız.
Haklı bile
olsanız, helâllaşın elbette.
Demeyin: "Ben
hakkımı alırım âhirette".
Çünkü hiç
belli olmaz, belki de haklı odur.
Kimin haklı
olduğu, mahşerde belli olur.
Kendini “Alacaklı”
sanan nice kişiler,
Hesaplar
görülünce, “Borçlu” çıkabilirler.
Ödemek için
dahî, geçmez o gün para pul.
Çok büyük
sıkıntıya dûçâr olur böyle kul.
Zîrâ
sevaplarıyla, kul borçları ödenir.
Yetmezse, o
kimsenin günâhını yüklenir.
Hâlbuki bu
dünyâda, hak altından kurtulmak,
Mümkündür,
ama biraz lâzımdır nefsi kırmak.
"Kabâhat
bende" deyip, bir özür dilemekle,
Bir nice kul
hakları, hâllolur böylelikle.)
|