|
08 - TEK ÇÂRE
HELÂLLAŞMAK
İŞBU KELİME VAR YA
"Abdülhakîm
Arvâsî", devrinin evliyâsı.
Sohbeti,
temizlerdi kalplerden kiri, pası.
Bir gün
sevdikleriyle, sohbet ediyor iken,
"Kelime-i
tevhîd"i okudu önce hemen.
Sonra da
buyurdu ki: (İşbu kelime var ya,
Biz, bunun
sâyesinde geldik hep bir araya.
Bilcümle
Peygamberler, sahâbe ve tâbiîn,
Uğraşıp çile
çekti, hep bu kelime için.
Sonra gelen
binlerce âlimler ve velîler,
Bu kelime
uğruna, canlarını verdiler.
Cennete
girmek bile nihâyet âhirette,
Yine bu
kelimeyle mümkün olur elbette.
Öyle çok
üstünlüğü var ki bu kelimenin,
Hattâ bir
kefesine konsa bu terâzinin,
Diğer kefe,
bilcümle günâhlarla dolsa tam,
Buna rağmen
yine de, ağır gelir bu kelâm.
Hakîkî bir
müslümân, bu dîne hizmet için,
Çalışırken,
kalbini kırmaz hiç bir kişinin.
Kâfirin de
kalbini kırmak yoktur bu dinde.
Bu, çok fenâ
bir iştir Hak teâlâ indinde.
Ve hattâ
gönül yıkmak, Kâbeyi, yetmiş defâ,
Yıkmanın
günâhından fazladır kat kat daha.
Nâzik, kibar
olmaya gayret edin her zaman.
Kaçının
titizlikle, kavga, münâkaşadan.
Zîrâ bunun
sebebi, “Kibir” ile “Öfke”dir.
Bunlar ise,
insanın asıl felâketidir.)
Bir gün de
buyurdu ki: (Emr-i mâruf sevâbı,
Öyle çok
fazladır ki, yoktur haddi hesâbı.
Dağ kadar çok
altını, sadaka verse insan,
Yine azdır,
bir altın “Zekât”ın sevâbından.
Dağ kadar
altın zekât vermenin sevâbı da,
Hiç kalır “Emr-i
mâruf” sevâbının yanında.
Nâfile hac ve
ömre yapmak için, bir kimse,
Yolda, tek
bir namâzın vaktini geçirirse,
O hac ile
ömre’den, hiç sevap kazanamaz.
Zîrâ nâfile
için, kazaya kaldı namâz.)
Yine bu
evliyâ zât sık sık buyururdu ki:
(Zâhir mâmur,
mükemmel, bâtın harâb halbuki.)
İnsanlar,
zâhirini, dışını süslüyorlar.
Hâlbuki Hak
teâlâ bâtına, içe bakar.
Ne kadar
süslese de bir insan zâhirini,
Hak teâlâ
görüyor, onun fenâ hâlini.
Hattâ bozuk
niyetle, yapsa da çok ibâdet,
Hak teâlâ
indinde, bulamaz yine kıymet.
Zîrâ Allah,
sâdece amele bakmaz aslâ.
Bakar ki, o
ameli yapmış mıdır ihlâsla?)
|