|
08 - TEK ÇÂRE
HELÂLLAŞMAK
KADER, KULUN İŞİDİR
"Fahreddîn-i
Acemî", büyük bir velî idi.
"Büyük insan"
olduğu, her hâlinden belliydi.
Bir gün,
sevdiklerine şöyle etti nasîhat:
(Allah'ın
kullarına, hizmet edin her sâat.
Hak teâlâ bir
kula, hayır murâd ederse,
Hep hayırlı
işlerle meşgûl olur o kimse.
Allah'ın, bir
kulunu sevmediğine nişân,
Hep faydasız
işlerle meşgûl olur o insan.
Yâni o, ne
dünyâya, ne âhirete âit,
Bir işle
uğraşmayıp, öldürür her gün vakit.
Kulun "alın
yazısı", işlerinden bellidir.
Yâni kader,
insanın işiyle ilgilidir.
Hadîste
buyurdu ki Peygamber Efendimiz:
(Bakmaz
sûretinizle, işinize Rabbimiz.
Lâkin şuna
bakar ki, niçin yaptın o işi?
Beğenmez,
kabûl etmez riyâ ve gösterişi.)
Yâni Allah,
kulunun bakar sırf niyetine.
Ki, o kulun,
o işte acabâ niyeti ne?
Niçin namâz
kılıyor, niçin yiyor yemeği?
Niyet “Allah
için”se, o zaman gâyet iyi.
İnsan, bu
suâllere buluyorsa bir cevap,
Kurtulur
âhirette, yapılmaz ona azâb.
Cevap
veremiyorsa eğer bu suâllere,
Hazırlansın o
zaman, azâb ve elemlere.
Zîrâ “İhlâs”
olmazsa, ameller olmaz kabûl.
Dûçâr olur
azâba, ihlâsı olmıyan kul.)
Bir gün de
buyurdu ki: (“Öfke” ile “Şehvet”ten,
Sakının, zîrâ
bunlar ateştir Cehennemden.
Biri,
Resûlullah'tan nasîhat isteyince,
O zâta, (Öfkelenme!)
buyurdular hemence.
Yerini
değiştirip, birazdan yine bu zât,
Resûl-i
kibriyâ'dan istedi bir nasîhat.
Lâkin
Peygamberimiz, o istek sâhibine,
Cevâben, (Öfkelenme!)
buyurdu ona yine.
Arka tarafa
geçip, istediğinde aynen,
(Öfkelenme!)
buyurdu yine ona cevâben.)
Bir gün de
buyurdu ki: (Kardeşlerim, bu dünyâ,
Fâni ve
geçicidir, aldanmayın sakın hâ!
“Aklı olan”
bir kişi, dünyâya vermez gönül.
Ve hattâ
zerre kadar, etmez ona temâyül.
Zîrâ
akıllılığın şudur ki alâmeti,
Girmez onun
kalbine, bu dünyâ muhabbeti.
Her an “Âhiret”ini
düşünür aklı olan.
Çünkü iyi
bilir ki, bu dünyâ bir imtihân.
“Ahmak”
ise, kaptırır bu dünyâya gönlünü.
Yaşar gaflet
içinde, düşünmez ölümünü.
Zîrâ
ahmaklığa da şudur ki bir alâmet,
Kalbinde, bu
fâni'ye besler sevgi, muhabbet.
Tek çâresi
şudur ki, bundan kurtulmanın da,
Dâimâ
bulunmaktır, kurtulanlar yanında.)
|