|
06 - EYVÂH DENECEK, AMA
AYNAYA BAKIN
"Abdullah-ı
Şemdînî", âlim ve evliyâ zât.
Bir gün,
talebesine şöyle etti nasîhat:
(Biliniz ki
müslümân, "Ekmek" ve “Su" gibidir.
Yâni o,
herkes için, her an fâidelidir.
Kâmil bir
müslümândan, kötülük sâdır olmaz.
Zîrâ Onun
içinde, hiç fenâlık bulunmaz.
Öyle
olmalıdır ki hakîkî bir müslümân,
Hiç kimse
görmemeli ondan zarar ve ziyan.
Öyle
uzuvlardır ki, yâni bu "El" ve "Dil"ler,
Hem hayr'a,
hem de şerre âlet olabilirler.
Dil ile, kimi
eder fâideli nasîhat.
Kimi de, aynı
dille kulları eder ifsât.
Kimi el, yazı
yazıp, islâma kuvvet verir.
Kimi el de,
yazıyla, küfrü kuvvetlendirir.
Çok mühim
uzuvdur ki, hele “Dil”, yâni lisân,
Ona, diğer
uzuvlar yalvarırlar her zaman.
Derler ki: (Ne
olursun, bulunma günâh işte.
Biz de, senin
yüzünden yanmıyalım ateşte.)
Bir gün de
buyurdu ki: (Yapmayın aslâ şunu.
Sorup
araştırmayın, kimsenin kusûrunu.
Gayriyi
bırakın da, dönün siz kendinize.
Bir aynaya
bakın da, iğrençlik gelsin size.
"Ayna"dan
kastettiğim, bu aynalar değildir.
Bize, iç
hâlimizi gösteren “Âlimler”dir.
Zîrâ onlar,
islâma uydurur ef’âlini.
Görür, onlara
bakan, kendi "bozuk hâli"ni.
Onların
işlerinde, olmaz hem hatâ, kusûr.
Ona bakan,
kendini çirkin ve iğrenç bulur.
Böyle kâmil
bir kişi, bulunmuyorsa eğer,
Onların
kitâbı da, “Ayna”dır hepsi birer.
Bir "islâm
âlimi"nin, okuyan eserini,
Görür açık
olarak, kötü fiillerini.
Bakar ki çoğu
işi, uzak islâm dîninden.
O hâllerini
görüp, nefret eder kendinden.
Yâni bu din,
"kendini beğenmemek dîni"dir.
Gerçek
mü'min, kendini günâhkâr, kötü bilir.
Diğer
müslümânları, üstün bilir kendinden.
Kurtulmaya
uğraşır, o kötü hâllerinden.
Zîrâ iyi
bilir ki, bir "Nefis" var içinde.
Onu yakmak
istiyor, Cehennem ateşinde.
O, en büyük
düşmândır, “ilâhlık” dâvâ eder.
Yoktur bu
yeryüzünde bir mahlûk ondan beter.
"İzzet-i
nefis" sözü, çok yanlıştır mâlesef.
Böyle alçak
nefiste, ne arar izzet, şeref.
Bu bâbta
buyurdu ki Allahü azîmüşşân:
(Nefsine
düşmânlık et, çünkü o, bana düşmân.)
Hepimizin
içinde mevcut iken bu nefis,
Biz, nasıl
kendimizi üstün görebiliriz?
Onun, îmân
etmesi lâzımdır ki evvelâ,
İnsan, ancak
o zaman olur üstün ve âlâ.)
|