|
04 - MUHTÂÇLARA YARDIM
ADÂLET VE İHSÂN
"Abdülvehhâb-ı
Mısrî", hâl ehli bir velî'ydi.
Nasîhati,
herkese pek çok fâideliydi.
Derdi:
(Kulun, aynıysa dışı gibi içi de,
Rabbimiz
buyurur ki: "Gerçek kul budur işte".)
İnsanlara
hizmeti, vazîfe biliyordu.
(Dünyâda
en kârlı iş, işte budur) diyordu.
Kimseyi
gıybet etmez, dinlemezdi de hattâ.
Derdi ki: (Bu,
korkunç bir hastalıktır âdetâ.)
Son derece
sabırlı, tevekkül ehliydi pek.
Her dert ve
musîbete, katlanırdı severek.
Derdi ki:
(İki türlü, kula gelir hidâyet.
Kimine "İhsân"
olur, kimine de "Adâlet".
Bir kimse,
duâ edip dese ki: (Yâ ilâhî!
Îmân ve
hidâyete kavuştur beni dahî.)
Onun, hüsnü
niyetle yaptığı bu duâyla,
O kulu,
hidâyete erdirir Hak teâlâ.
İnsan, bütün
ömrünce istese bunu bir an,
Ölmeden, o
kimseye nasîb olur bu "îmân".
İşte, duâ
edip de, hidâyete kavuşmak,
"Adâlet-i
ilâhî" sâyesindedir ancak.
Bâzı kimseler
dahî vardır ki bu dünyâda,
"Îmâna
gelmek" için, bulunmaz bir duâda.
Haberi bile
yoktur îmândan, hidâyetten.
Lâkin seçip
kurtarır, Allah onu o dert'ten.
Yâni ona
tanıtır “Sevdiği bir kulu”nu.
Onun
vâsıtasıyla, kendine çeker onu.
Bu da, hak
teâlânın "İhsânı"dır ki elbet,
Dünyâda,
olmaz artık bundan büyük bir nîmet.
Bir "Allah
adamı"nı tanımadan bir kimse,
Yüz sene, hiç
durmadan ibâdet, hizmet etse,
Yine de
kayabilir ayağı o kişinin.
Çünkü
tasarrufunda değildir bir mürşid'in.
Mürşidi
olmıyanın îmânı, bu devirde,
Yüzen "Tahta
parçası" gibidir bir nehirde.
Dalgalar
tesiriyle bir batar, sonra çıkar.
Her an bir
tehlikeye olabilir o dûçâr.
Rehberi
olanların îmânına gelince,
"Kaya"
gibi muhkem ve sağlam olur bir nice.
Yâni hakîkî
rehber olmadan bir şey olmaz.
İnsanlar,
âhirette azâbtan kurtulamaz.
Peygamber
olmayınca, nasıl ki din olmazsa,
Onun
vârisleri de öyledirler hülâsa.
Lâkin mürşid
geçinen, sahte şeyhler dahî var.
Bu gibiler,
din değil, "Dünyâ adamı"dırlar.
Onların
olmaması, olmasından iyidir.
Çünkü onlar,
“Yol kesen eşkıyâ”lar gibidir.
Eşkıyâ,
insanların, alır yalnız malını.
Bunlar ise
çalarlar dînini, îmânını.)
|