|
03 - ANNE DUÂSI
KARDEŞLİK VE ŞEFKAT
“Ulu Ârif Çelebi”,
ilme âşık bir kişi.
Okuyup okutmaktı, en
sevdiği tek işi.
Bir gün, sevdikleriyle
başlıyarak sohbete,
Şöyle bir hâdiseyi
nakletti cemâate:
"Halîl" ile "İbrâhim"
adında, çok önceden,
İki kardeş yaşarmış,
birbirini çok seven.
Büyük olanı "Halîl",
küçüğü "İbrâhim"miş.
Halîl "Evli",
çocuklu, İbrâhim "Bekâr"
imiş.
Ortak bir “Tarla"ları
varmış ki hem onların,
Geçinip giderlermiş
geliriyle tarlanın.
Ve her sene sonunda, ne
kadar çıksa "Buğday",
Hemen eşit olarak,
ederlermiş "iki pay"
Bir yıl, ekinlerini
biçip harman yapmışlar.
Buğdayları savurup,
ikiye ayırmışlar.
Büyük olan demiş ki:
(Ey kardeşim İbrâhim!
Ben gidip çuvalları,
ambardan getireyim.
Ben gelinceye kadar, sen
bekle az bir zaman.
Gelmesin buğdaylara
herhangi zarar, ziyân.)
Halîl eve gidince,
düşünmüş ki İbrâhim:
(Ben "Bekâr" bir
kişiyim, "Evli"dir
fakat âbim.
Daha çok buğday lâzım
elbet Onun evine.
Benimkinden bir miktar,
atayım onunkine.)
O, âbisi hakkında
bunları düşünerek,
Payından, onunkine
aktarmış üç beş kürek.
Halîl, çuval elinde
çıkagelmiş o ara.
Demiş: (Haydi doldur
da, götürüver anbara.)
İbrâhim "Peki" deyip,
kendine âit olan,
Buğdaydan yüklenerek,
anbara olmuş revân.
İbrâhim ayrılıp da,
gider gitmez anbara,
Şu şekilde düşünmüş,
âbisi de o ara:
(Çok şükür ben "Evli"yim,
kurulu düzenim var.
Lâkin küçük kardeşim
İbrâhim henüz “Bekâr”.
O, daha çalışıp da, para
biriktirecek.
Ve maddî sıkıntıyla, ev
kurup evlenecek.
Benim böyle derdim yok,
hazır evim ve eşim.
Buğdaya, benden fazla,
muhtâçtır bu kardeşim.)
Kardeşinin hakkında, o
böyle düşünerek,
Payından, onunkine
aktarmış bir kaç kürek.
Buğdayı yüklenip de,
ayrıldığında biri,
Ona, kendi payından,
aktarırmış diğeri.
Onların bu hâlleri, o
gün akşama kadar,
Birbirinden habersiz,
sürüp gitmiş bu karar.
Nihâyet bakmışlar ki
karanlık bastığında,
Hiç "Azalma"
olmamış buğday
yığınlarında.
Onlar, birbirlerine,
böyle güzel hareket,
Edince, vermiş Allah
onlara bir "Bereket".
Günlerce taşımışlar,
"bitmemiş" buğdayları.
Dolup taşmış buğdayla,
evleri, ambarları.
İşte, "Halîl İbrâhim
bereketi" denilen,
Hâdise, bu şekilde vâki
olmuş eskiden. |