|
01 - KÖTÜ HUYUN ZARARI
MÜNÂKAŞA ZARARLIDIR
"Abdül'azîz Dehlevî",
büyük âlimlerdendi.
Bir gün sevdiklerine,
sohbette şöyle dedi:
(Kötü huylardan biri, "Münâkaşa
etmek"tir.
Yâni her meselede (Ben
haklıyım) demektir.
Hâlbuki münâkaşa,
netîceye götürmez.
Hattâ fayda yerine,
zarar verir çoğu kez.
Dost ile münâkaşa,
azaltır muhabbeti.
Düşmân ile olursa,
çoğaltır adâveti.
Münâkaşa sonunda, dostun
kalbi incinir.
Hâlbuki gönül yıkmak, "Kâbe
yıkmak" gibidir.
Hâlis mü'min, kaçınır
münâkaşa etmekten.
Titrer, bir müslümânın
kalbini incitmekten.
Vaktiyle bir müslümân,
gider bir medreseye.
Bir âlimin yanında, ilim
tahsîl etmeye.
Çalışır gece gündüz,
aylar geçer aradan.
Lâkin hiç istifâde
edemez üstâdından.
Çalışır, gayret eder her
gün daha ziyâde.
Yine hiç hocasından
edemez istifâde.
En nihâyet üstâdı,
çağırır o kimseyi.
Der ki: (Çalışıyorsun
dersine gâyet iyi.
Lâkin hiç istifâde
etmedin, biliyorsun.
Ve bunun sebebini, çok
merak ediyorsun.
Buna sebep şudur ki,
gelirken sen bu il'e,
Münâkaşa etmiştin yolda
bir mü'min ile.
O mü'minin kalbini
kırmış idin bu yüzden.
Hâlbuki kalp kıranlar,
mahrum kalır feyizden.
Helâllık
almadıkça, gidip ondan
ihlâsla,
Bizden, bir istifâden
olamaz senin aslâ.)
O da gidip, onunla
konuştu, helâllaştı.
Yüksek mertebelere, bir
kaç günde ulaştı.
Bir gün de “Resûl”
ile, hazreti “Ebû
Bekir”,
Dururken, yanlarına
hayâsız biri gelir.
Hakârette bulunur
Allah'ın Resûlü'ne.
Sabreder Resûlullah onun
bu sözlerine.
Sıddîk
dahî sabreder buna
mütemâdiyen.
Sonra dayanamayıp, cevap
verir âniden.
Ve der ki: (Ey
hayâsız, hiç utanmıyor
musun?
Allah'ın Resûlü'ne
hakâret ediyorsun.)
Hazreti Ebû Bekir böyle
cevap verince,
Resûlullah, oradan
ayrılırlar hemence.
Sıddîk
bunu görünce, koşup
hemen peşinden,
Niçin ayrıldığını
sorunca kendisinden,
Buyurur: (Ey kardeşim, o
hakâret ettikçe,
Melekler bizimleydi, biz
cevap vermedikçe.
Hattâ o, bize öyle
hakâretler ederken,
Melekler, (Sen
öylesin!) derlerdi
ona hemen.
Ne zaman ki sen ona
cevap verdin kızarak,
“Şeytânlar” geldi
hemen, melekler
ayrılarak.)
Hazreti “Ebû Bekir”
üzülür yaptığına.
O günden îtibâren, “Taş”
koyardı ağzına.) |