|
01 - KÖTÜ HUYUN ZARARI
KÖTÜ HUYUN ZARARI
"Muhammed Sıbgatullah",
Allah adamlarından.
Bir gün Ona sordular,
"Kötü huylu" olmaktan.
Buyurdu: ("Kötü insan",
kötü bilir herkesi.
Bulunmaz kendisinde,
merhametin zerresi.
Nankördür, eşe dosta hiç
değildir vefâkâr.
Bir iyilik yapsa da,
sonradan başa kakar.
Tanımaz helâl harâm,
sakınmaz günâhlardan.
Kimseyle geçinemez,
incinir herkes ondan.
Hattâ o, çok yapsa da
nâfile ibâdeti,
Alamaz sevâp ecir, boşa
gider zahmeti.
Hadîste buyuruldu: (Kötü
huylu kimseler,
Huyları sebebiyle,
Cehenneme girerler.)
Kötü huylu bir kişi,
benzer "kırık testi"ye.
Ne yama kabûl eder, ne
de döner eskiye.
Öyle fenâlıktır ki "kötü
huy" bir insanda,
Görmez iyiliğinin
faydasını “Mîzân”da.
İster ki, başkasına
zarar versin durmadan.
Zîrâ böyle kişiler, zevk
alır hep bunlardan.
Hâlbuki kuyu kazsa,
birine, biri eğer,
Kazdığı o kuyuya, evvelâ
kendi düşer.
Vaktiyle garip biri, bir
köyden geçer iken,
Bir fırına uğrayıp, "ekmek"
ister içerden.
Velâkin
parasını vermek
istediğinde,
Bakar ki, hiç parası
kalmamış üzerinde.
Bir "Dilenci"
zanneder, fırıncı onu o
an.
Kalbinden geçirir ki:
"Bıktım artık
bunlardan".
Bir ekmeğin içine, bolca
“Zehir” koyarak,
Verir o zavallıya,
Allah'tan korkmıyarak.
Hiç bir şeyden haberi
olmayan o müslümân,
O "Zehirli ekmeği",
alıp gider oradan.
Bir köye girdiğinde,
rast gelir “Genç biri”ne.
Askerden terhis olmuş,
dönüyormuş evine.
Acıkmış olduğunu
söyleyince genç kişi,
Ona merhametinden, acır
ve yanar içi.
Fırıncıdan aldığı ekmeği
verir ona.
Gönül râhatlığıyla,
devâm eder yoluna.
“Genç”, orada
oturup, o ekmeği
yiyerek,
Yürür gider evine, hiç
bir şey bilmiyerek.
Lâkin başlar içinde o “Zehir”in
tesiri.
Ve başlar titremeye
vücûdunun her yeri.
Artık son nefesini
alırken o genç adam,
Der ki:
(Ben, köyümüze yeni
girmiştim ki tam,
Yolcunun birisinden, bir
ekmek alıp yedim.
Ondan sonra başladı
titremeye her yerim.)
Bunu duyan fırıncı,
başlar bir dövünmeye.
Der:
(Eyvâh, o zehiri ben
koydum o ekmeğe.
Keşke yapmaz olaydım,
yaptığım iş doğru mu?
Ben, kendi elim ile
zehirledim oğlumu.)
Ne kadar pişmân olup,
üzüldüyse de içten,
Lâkin oğlu ölmüştü,
geçmiş idi iş işten.) |