|
82 - SÜLEYMÂN HAKÎM ATÂ (Rahmetullahi
Aleyh)
DEVE NERDE DURURSA
"Ahmed-i Yesevî"den
feyiz ve nûr alarak,
“Süleymân Hakîm Atâ”,
yetişti tam olarak.
Ve şöyle buyurdu ki
üstâdı en son ona:
“Yarın seher vaktinde,
bir deve gelir sana.
O deve geldiğinde,
üzerine binesin.
O nerede durursa, sen de
orda inesin”.
“Peki” deyip, o sabah
bindi gelen deveye.
Deve, bir yöne doğru
başladı yürümeye.
Serbest bırakmış idi “Hakîm
Atâ” yuları.
O, bildiğine göre
alıyordu yolları.
“Hârezm”e
geldiğinde, deve çöktü
bir yere.
Yeşil ve ağacı bol bir
yerdi o bölge de.
İneceği o yerin, burası
olduğunu,
Anlayıp, indi hemen,
tamam etti yolunu.
Orası, “Buğra Hân”ın,
at ve hayvanlarının,
Otladığı bir yerdi
Türkistân diyârının.
Atların sâhipleri, görüp
onu ilerden,
Dediler ki: “Ey
kişi, uzaklaş sen bu
yerden.”
Buyurdu:
“Ey insanlar, ben bir
garip dervişim.
Hem de ben, bu diyâra,
bir emirle gelmişim.”
Onlar, zor kullanmaya
başlayınca, o ara,
Seslendi “Hakîm Atâ”
ordaki ağaçlara.
Dedi ki:
“Ey ağaçlar, tutun şu
insanları!”
Ağaçlar, dallarıyle
sardı hemen onları.
Yalnız iki tânesi,
güçlükle kurtuldular.
Koşarak, “Buğra Hân”a
gidip haber sundular.
Evliyâ kişilere, saygısı
çoktu onun.
Aldığı bu habere,
sevinip oldu memnûn.
Dedi ki:
“Teşrîf etmiş bir velî
ülkemize.
İhsân-ı ilâhîdir
Rabbimizden bu bize.”
Derhal adamlarından
göndererek birini,
Dedi ki:
“Git de öğren, bunun
hakîkatini.”
O kişi ata binip,
vardığında o yere,
Gördüğü manzarayla,
şaşırdı birden bire.
Zîrâ bakıp gördü ki,
ağaçların dalları,
Kıskıvrak bağlamışlar
bir kısım adamları.
Ağaçlar seslendi ki:
“Allahın bir dostuna,
Saldıranların hâli,
böyle olur sonunda.”
Sonra, “Hakîm Atâ”nın
duâsıyle, o dallar,
Gevşeyince, o halden
kurtuldu o adamlar.
O zât, “Hakîm Atâ”nın,
geldi sonra yanına.
Onu alıp, birlikte
geldiler "Buğra Hân"a.
Hân’ın, “Anber”
isminde güzel bir kızı
vardı.
Onu, “Hakîm Atâ”ya verdi
ve nikâhladı.
Ve çeyiz olarak da, çok
deve, koyun ve at,
Verip, bu evliyâyı
kendine yaptı dâmât.
Sonra, cümle ahâlî ve
bâhusus kendisi,
Bu “Allah adamı”nın,
oldular talebesi.
O, burada yerleşip,
mekân tuttu nihâyet.
İnsanların kalbine,
saçtı nûr ve hidâyet.
Bildirmek sûretiyle "islâmın
ahkâmı"nı,
Yıllarca irşâd etti o
yörenin halkını.
Vefât ettikten sonra,
taşarak “Ceyhun”
nehri,
Kırk yıl, sular altında
kalmıştı kabir yeri.
Bir gece, bir "Velî"nin
girerek rüyâsına,
Kabrinin bu hâlini,
söyledi bizzât ona.
Kabrini târif edip,
buyurdu ki nihâyet:
“Beni bulup, üstüme
güzel türbe binâ et.”
Bu mânevî îkâzı alan o
velî kişi,
Gelip buldu o kabri ve
halletti bu işi.
Herkes yahşî biz yaman,
herkes buğday biz
saman”.
Bu sözü, “Hakîm Atâ”
demiştir tâ o zaman.
“Her gördüğünü Hızır,
her geceyi kadir bil”.
Bu da, “Hakîm Atâ”dan
olmuştur bize nakil.
|