ŞİİRLERLE MENKIBELER

REHBER İNSANLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

82 - SÜLEYMÂN HAKÎM ATÂ (Rahmetullahi Aleyh)

BİR TALEBEM VARMIŞ

 

Türkistan’da yetişen evliyâdan biridir.

Ahmed-i Yesevî”nin hâlis talebesidir.

 

Küçükten hevesliydi ilme ve okumaya.

İlk Kur'ânı öğrendi çocukken henüz daha.

 

O, mektebe giderken, diğer çocuklar gibi,

Boynuna asmıyordu "Kur'ân-ı kerîm"ini.

 

Onu altından tutup, gösterirdi çok edeb.

Ve göğsü hizâsının üstünde tutardı hep.

 

Gittiği “Mekteb”e de, çok saygı duyuyordu.

Bu yüzden, o tarafa sırtını dönmüyordu.

 

Sırt çevirmemek için sevgili mektebine,

Çıkınca, arka arka gidiyordu evine.

 

Bir gün, "Ahmed Yesevî" görünce böyle onu,

Anladı, o çocukta bir “Cevher” olduğunu.

 

Anne ve babasının rızâlarıyle hemen,

Yanına aldı onu, o günden îtibâren.

 

Onbeş yaşına kadar, bu "İslâm büyüğü"nün,

Huzûr ve sohbetiyle olgunlaştı gün be gün.

 

Bir gün, “Hazret-i Hızır”, “Ahmed-i Yesevî”yle,

Sohbet ediyorlardı muhabbet ve sevgiyle.

 

Mevsim kış olduğundan, yakmak için sobada,

"Odun" getirdiyse de, kalmamıştı odada.

 

Getirmeleri için, hemen "Ahmed Yesevî",

Gönderdi “Süleymân”la, bir iki talebeyi.

 

Onlar odun toplayıp, dönerlerken, bir ara,

Âniden tutuldular, şiddetli bir "yağmur"a.

 

Odunlar, o yağmurdan ıslandı tamâmiyle.

Lâkin “Süleymân”ınki ıslanmadı az bile.

 

Çünkü o, paltosunu çıkarıp üzerinden,

Odunları, onunla güzelce sardı hemen.

 

Kendi ıslandıysa da yağmurdan hayli fazla,

Yine odunlarını ıslatmadı o aslâ.

 

Gördü hazret-i Hızır, bu kuru odunları.

Dedi: “Nasıl getirdin ıslatmadan bunları.”

 

Dedi ki: Elbisemi örttüm üzerlerine.

Zîrâ girmez yaş odun, üstâdımın evine.”

 

Alınca ondan böyle, “Hakîmâne” bir cevap,

Beğenip, kendisine ihsân etti bir lakab.

 

Dedi ki: “Ey Süleymân, kalbin nûr ile dolsun.

Bâdemâ senin adın, “Süleymân Hakîm” olsun.”

 

Şöyle duâ eyledi sonra da el açarak:

“İstifâde etsinler feyzinden binlerce halk.”

 

O andan îtibâren, Süleymân Hakîm, artık,

Hikmetler söylemeye başladı açık açık.

 

"Ahmed-i Yesevî"den duyduklarını, tek tek,

Aktardı insanlara şiirler söyliyerek.

 

Bir gün de "Yesevî"nin mübârek dergâhında,

Bir kısım talebesi toplanmıştı yanında.

 

Vaktâ ki öğlen oldu, kalktılar hep o sâat.

"Yesevî" imâm oldu, talebeler cemâat.

 

O ara, çok şiddetli bir gürüldü ve bir ses,

Olunca, namâzları bozdular hemen herkes.

 

Yalnız “Süleymân Hakîm” bozmamıştı namâzı.

O dahî işitmişti halbuki bu avâzı.

 

Üstâdı selâm verip, çıktığında namâzdan,

Baktı, yalnız o kalmış namâzını bozmayan.

 

Dedi: “Bu hâdiseyle anladım ki şunu hem,

Çok değil, bir tâneymiş meğer benim talebem.”

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan