|
81 - SELÂHADDİN EYYÛBÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
ÇOK MÜTEVÂZI İDİ
“Selâhaddîn Eyyûbî”,
bir ömrü müddetince,
İslâma hizmet için
gayret etti bir nice.
"Ölüm hastalığı"na
nihâyet yakalandı.
Vefât edeceğini,
firâsetle anladı.
Sandıktan, “Kefeni”ni
getirterek en evvel,
Mızrağının ucuna
bağlattı onu güzel.
Sonra da, bir tellâla
vererek onu hemen,
Dedi: (Bu kefenimi götür
de ben ölmeden,
Sokak sokak gezdirip,
bağır ki: “Ey
ahâlî!
Sultân Selâhaddîn’in
işte budur son hâli.
Kazanmışken bu kadar
îtibâr, şân ve şöhret,
Dünyâ'dan, bu kefenle
gidiyor en nihâyet.”)
Sultânın bu emrine,
“Peki” deyip o tellâl,
O kefeni gezdirip, nidâ
etti bu minvâl.
Onun son yaptırdığı bu
mânâlı hareket,
Dünyâ mağrurlarına, oldu
bir ders ve ibret.
Son nefesinde dahî,
âlimler sohbetini,
Dinledi, hem okunan
Kur'ân tilâvetini.
Binyüzdoksanüç yılı,
Safer yirmiyedi’de,
Bu geçici âlemden göçtü
ebediyyete.
Onun, vezîrleriyle, öyle
idi ki hâli,
Samîmî konuşurdu bir “Arkadaş”
misâli.
Herkese de, rıfk ile
hareket ettiğinden,
Herkes, her arzusunu
söylerdi çekinmeden.
Her hangi bir vatandaş,
gelse idi yanına,
"Sultân"la
olduğunun, varamazdı
farkına.
Öyle çok mütevâzı idi ki
çünkü sultân,
En ufak bir korkuya,
kapılmazdı o insan.
Bir arkadaşı ile
oturursa o nasıl,
Öyle rahat, korkusuz
otururdu velhâsıl.
Çünkü o, görmezlikten
gelirdi kusurları.
Kızmayıp, hoş tutar ve
kırmazdı insanları.
Asık suratlı durmaz,
tebessüm ederdi hep.
Aslâ boş çevirmezdi, her
kim ne etse talep.
Çok nâzik davranırdı
insanların hepsine.
Bir şey söz verse idi,
getirirdi yerine.
Müslümân ve küffârdan,
yoktu onu sevmiyen.
Bu yüzden o ölünce,
kalmadı üzülmiyen.
O, aslâ ayırmazdı
teb’asından kendini.
Elbisesini bile, giyerdi
onlar gibi.
Çok mühim işler ile
meşgûl olurken bile,
Derhal ilgilenirdi talep
sâhipleriyle.
Hattâ bir gün, küffârla
savaştıkları bir an,
Bir kadın, bir derdini
edince ona beyân,
Dedi ki:
“Bak şu anda, biz savaş
hâlindeyiz.
Yarın gel, bu işini o
zaman hallederiz.”
Dedi: “Yarın gelemem,
işim şimdi hallolsun.
Yapamıyacakdıysan, ne
için sultân oldun?”
“Peki öyleyse”
deyip, işini halletti
tam.
Ve helâllık dileyip,
savaşa etti devam.
Bir gün hizmetçisine, “Ilık
su getir” dedi.
O ise önce “Kaynar”,
sonra “Soğuk” getirdi.
Yine de hiç kızmayıp,
dedi ki:
“Sübhânallah!
İstediğimiz suyu
içemiyoruz her gâh.”
Bir çok hazînelere sâhip
olduğu halde,
Yaşadı asker gibi,
mütevâzı ve sâde.
Öldüğünde, bir “Altın”,
bir de “Gümüş”
parası,
Çıktı ki, bundan gayri
yoktu malı, eşyâsı. |