ŞİİRLERLE MENKIBELER

REHBER İNSANLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

81 - SELÂHADDİN EYYÛBÎ (Rahmetullahi Aleyh)

ÇOK MÜTEVÂZI İDİ

 

Selâhaddîn Eyyûbî”, bir ömrü müddetince,

İslâma hizmet için gayret etti bir nice.

 

"Ölüm hastalığı"na nihâyet yakalandı.

Vefât edeceğini, firâsetle anladı.

 

Sandıktan, “Kefeni”ni getirterek en evvel,

Mızrağının ucuna bağlattı onu güzel.

 

Sonra da, bir tellâla vererek onu hemen,

Dedi: (Bu kefenimi götür de ben ölmeden,

 

Sokak sokak gezdirip, bağır ki: “Ey ahâlî!

Sultân Selâhaddîn’in işte budur son hâli. 

 

Kazanmışken bu kadar îtibâr, şân ve şöhret,

Dünyâ'dan, bu kefenle gidiyor en nihâyet.”)

 

Sultânın bu emrine, “Peki” deyip o tellâl,

O kefeni gezdirip, nidâ etti bu minvâl.

 

Onun son yaptırdığı bu mânâlı hareket,

Dünyâ mağrurlarına, oldu bir ders ve ibret.

 

Son nefesinde dahî, âlimler sohbetini,

Dinledi, hem okunan Kur'ân tilâvetini.

 

Binyüzdoksanüç yılı, Safer yirmiyedi’de,

Bu geçici âlemden göçtü ebediyyete.

 

Onun, vezîrleriyle, öyle idi ki hâli,

Samîmî konuşurdu bir “Arkadaş” misâli.

 

Herkese de, rıfk ile hareket ettiğinden,

Herkes, her arzusunu söylerdi çekinmeden.

 

Her hangi bir vatandaş, gelse idi yanına,

"Sultân"la olduğunun, varamazdı farkına.

 

Öyle çok mütevâzı idi ki çünkü sultân,

En ufak bir korkuya, kapılmazdı o insan. 

 

Bir arkadaşı ile oturursa o nasıl,

Öyle rahat, korkusuz otururdu velhâsıl.

 

Çünkü o, görmezlikten gelirdi kusurları.

Kızmayıp, hoş tutar ve kırmazdı insanları.

 

Asık suratlı durmaz, tebessüm ederdi hep.

Aslâ boş çevirmezdi, her kim ne etse talep.

 

Çok nâzik davranırdı insanların hepsine.

Bir şey söz verse idi, getirirdi yerine.

 

Müslümân ve küffârdan, yoktu onu sevmiyen.

Bu yüzden o ölünce, kalmadı üzülmiyen.

 

O, aslâ ayırmazdı teb’asından kendini.

Elbisesini bile, giyerdi onlar gibi.

 

Çok mühim işler ile meşgûl olurken bile,

Derhal ilgilenirdi talep sâhipleriyle.

 

Hattâ bir gün, küffârla savaştıkları bir an,

Bir kadın, bir derdini edince ona beyân,

 

Dedi ki: “Bak şu anda, biz savaş hâlindeyiz.

Yarın gel, bu işini o zaman hallederiz.”

 

Dedi: “Yarın gelemem, işim şimdi hallolsun.

Yapamıyacakdıysan, ne için sultân oldun?”

 

Peki öyleyse” deyip, işini halletti tam.

Ve helâllık dileyip, savaşa etti devam.

 

Bir gün hizmetçisine, “Ilık su getir” dedi.

O ise önce “Kaynar”, sonra “Soğuk” getirdi.

 

Yine de hiç kızmayıp, dedi ki: “Sübhânallah!

İstediğimiz suyu içemiyoruz her gâh.”

 

Bir çok hazînelere sâhip olduğu halde,

Yaşadı asker gibi, mütevâzı ve sâde.

 

Öldüğünde, bir “Altın”, bir de “Gümüş” parası,

Çıktı ki, bundan gayri yoktu malı, eşyâsı.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan