|
80 - EBÛ MİDYEN MAĞRİBÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
BİLSE BİLSE, O BİLİR
Hadîste buyuruldu:
“Bir mü’min vefât etse,
Cennetin bir yarısı
verilir o kimseye.”
Bu hadîsi, bir yerde,
ilim talebeleri,
Okudular ise de,
anlamadı hiç biri.
Dediler: “Bu hadîste
anlatılmak istenen,
Nedir acep, biz bunu
anlamadık yakînen.
Meselâ iki mü’min, şu an
ölmüş olsalar.
"Cennetin tamâmı"nı,
onlar mı paylaşırlar?
Bundan böyle anlamak,
pek de uygun değildir.
Öyleyse bu hadîsin
mânâsı peki nedir?
Sâdece "Ebû Midyen"
tam cevap verir buna,”
Diyerek, hepsi kalkıp
gittiler huzûruna.
Lâkin onlar sormadan,
buyurdu: “Hoş geldiniz.
O hadîs-i şerîfi çok mu
merak ettiniz?
Orada kastedilen
mânâ-yı aslî şudur:
“Kul, kendi Cennetinin
yarısına kavuşur.”
Yâni mü’min ölüp de,
girer girmez kabire,
Bir “Pencere”
açılır Cennetinden o
yere.
Kabrinden, Cennetini
seyre dalar, sevinir.
Oradan “Sergi”
gelip, mezarına serilir.
Sonra, “Güzel kokular”
yayılır mezarına.
Bu, kavuşmak demektir
Cennetin yarısına.
Diğer yarısı dahî,
Mahşer, Hesap ve Mîzân,
Ve Sırat’ı geçince,
edilir ona ihsân”
Onlar bunu duyunca,
hayrette kaldı hepsi.
Artık geri dönmeyip,
oldular talebesi.
Evliyâdan biri de,
şeytânı gördü bir an.
Sordu:
“Ebû Midyen’le, nasıldır
senin aran?”
Dedi: “Ondan korkarım,
herkesten daha fazla.
Zîrâ hiç işletemem bir
günâh ona aslâ.
Verecek olsam bile bir
vesvese ona ben,
“Deryâya bevl etmeye”
benziyor o da aynen.
Nasıl kirlenmez ise
okyânus bir "bevl"
ile,
Onun nûrlu kalbi de,
kirlenmez işte böyle.
Vesvesem, hiç kalıyor
onun kalbi yanında.
Deryâda damla gibi,
kayboluyor ânında.”
"Ebû Midyen"
buyurdu: “İlim, bir
ganîmettir.
Hiç günâh işlememek,
hakîkî âfiyettir.
Sükût eden kurtulur,
konuşan ziyân eder.
Zîrâ konuşmak değil,
susmaktır asıl hüner.
İnsanlardan bekliyen,
bulamaz aslâ huzûr.
Zîrâ o da nihâyet, kendi
gibi bir kuldur.
Kuldan değil, “Allah”tan
istemeli ki insan,
O, sonsuz rahmetinden,
herkese eder ihsân.
Kim almayı, vermekten
görürse daha tatlı,
Bu yolda bulunmaya,
olamaz liyâkatlı.
Fakirliğin, bir nûru
vardır ki kendine has,
Gizlendikçe durur hep,
açıklayınca kalmaz.
“Velî” tanınan
biri, terk etse bir
edebi,
Ondan kaçmalıdır ki,
zarar verir sohbeti.
Az da olsa, nefsine
uyarsa biri şâyet,
O, nefsine esirdir,
değildir hür ve serbest.
Dînin emrine uymak, “Tam
huzûr”u bulmaktır.
Dinden yüz çevirmekse,
ateşle oynamaktır.”
|