|
80 - EBÛ MİDYEN MAĞRİBÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
NE
OLDU, ANLAMADIK
Bir gün, müslümânlarla
frenkler, bir mahalde,
Savaşa tutuşmuştu, bir
aylık uzak yerde.
Frenklerin kuvveti,
üstündü mü’minlerden.
Gâlip geliyorlardı
savaşta bu sebepten.
Lâkin savaşırlarken o
yerde iki ordu,
O anda “Ebû Midyen”,
Fas’ta bulunuyordu.
Birden çıktı dışarı
kılıcını çekerek.
Başladı savurmaya,
ediyordu sanki "cenk".
Sanki düşmân askeri var
idi de karşıda,
Kelleler düşüyordu, her
kılıç sallayışta.
Bir müddet, öyle kılıç
sallayıp, sonra durdu.
Dedi:
“Elhamdülillah, frenkler
mağlûb oldu.”
Dediler ki: “Efendim, ne
oldu, anlamadık.
Niçin savaşır gibi
yaptınız bir aralık?”
Buyurdu:
“Filân yerde, bir savaş
vardı şu an.
Çok şükür gâlip geldik,
küffâr oldu perîşân.”
Aradan bir ay geçti,
döndüler mücâhitler.
Hemen Ebû Midyen’in
huzûruna geldiler.
Dediler ki:
“Efendim, tam mağlûb
oluyorduk.
O anda, en ön safta
bakınca, sizi bulduk.
Sizin gayretinizle, biz
de coştuk o ara.
Allahın yardımıyle gâlip
geldik onlara.”
Halbuki bu iki yer
arasında, o zaman,
“Bir aylık” bir
mesâfe var idi en
azından.
Bir gün de, ahbâbıyla
evde oturuyordu.
Başını öne eğmiş,
tefekkür ediyordu.
Bir ara, seslendi ki
başını kaldırarak:
“Ben dahî onlardanım,
öyledir, doğru elhak!”
Ordakiler, hiçbir şey
anlamadılar bundan.
Dediler ki: “Efendim,
nedir o doğru olan?”
Buyurdu: ("Abdülkâdir
Geylânî", şu sâatta,
Şöyle buyurdular ki, bir
kürsîde Bağdat’ta:
“Benim iki ayağım, bu
devirde bulunan,
Evliyânın boynunun
üzerindedir el’an.”
Onun bu kelâmını duydum
da biraz önce,
Doğru söylediğini,
tasdîk ettim hemence.”
O günün târihini, bir
tarafa yazdılar.
Sonra, bunu Bağdat’tan
sorup araştırdılar.
Ve tesbît ettiler ki,
gerçekten "Gavs-ül
âzam",
Aynı gün ve sâatte
buyurmuş böyle kelâm.
Buyurdu: (Kul odur ki,
büküktür boynu dâim.
Der ki:
“Bu günâhlarla n’olacak
benim hâlim?”
Bu düşünce içinde, hayâ
eder Allah’tan.
“Allah korkusu”
ile, kaçınır her
günâhtan.
Ömür sermâyesini, boş
geçirmez o aslâ.
Sarılır ibâdete, hizmet
eder ihlâsla.
"İyi amelleri"ni unutur,
hâtırlamaz.
Lâkin "günâhları"nı,
bir an bile unutmaz.
Unutur, kendisine
yapılan "eziyyet"i.
Ve lâkin hiç unutmaz, "ölüm"
ve "âhiret"i.)
Buyurdu: ("İnsanlara
hizmet" de
ibâdettir.
Yalnızlıkta şöhret var,
bu da büyük âfettir.
Hak aşığı olan kul,
çekilmez bir kenara.
Bütün gayreti ile,
hizmet eder kullara.
İnsanlar, gürûh gürûh “Ateş”e
giderken hep,
Onları kurtarmaktan,
mühim iş var mı acep?) |