|
76 - VEYSEL KARÂNÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
GECELERİ UYUMAZDI
Rebî’ der ki: “Üveys”i,
gittim bir gün görmeye.
Sabahı kılıyordu,
başladım beklemeye.
"Tesbîh"ini
bitirip, "duâ"
etti çok uzun.
Ben, yine beklerdim ki,
duâsı bitsin onun.
En nihâyet bitirip,
başladı "zikr"e
tekrar.
Yerinden hiç kalkmadı,
kuşluk vaktine kadar.
Kuşluk vakti olunca, "namâz"a
kalktı hemen.
Sonra kalktı öğleye, hiç
de ara vermeden.
Bir namâzı bitirip,
başlardı diğerine.
Görüşmek ümîdiyle,
bekliyordum ben yine.
Böyle, üç gün üç gece,
uyumadı, yemedi.
Dördüncü gecesinde,
şöyle duâ eyledi:
(Sana sığınıyorum yâ
Rabbî şu şeylerden:
Çok yiyen karın ile, çok
uyuyan gözlerden.)
Ben bunu işitince,
dedim: “Yeter bu
bana.
Lüzum yok artık onun,
başka nasîhatına.”
“Bu, kıyâm gecesidir”
diyerek, bâzı gece,
Uyumadan, kıyâmda
dururdu hep öylece.
“Bu, rükû' gecesidir”
deyip hem başka zaman,
Rükû'da geçirirdi geceyi
uyumadan.
Bâzı gece, “Bu, secde
gecesidir” diyerek,
Secdede geçirirdi
geceyi, sabaha dek.
Üveys’e sordular ki:
(Namâzda huşû nedir?)
Dedi ki:
(İğne batsa, bir şey
hissetmemektir.)
Ona, “Nasılsın?” diye,
suâl etti bir mü’min.
Buyurdu: (Bir
insan ki, kalkınca
sabahleyin,
Akşama sağ çıkar mı,
çıkmaz mı, yok haberi.
Böyle âciz bir kulun,
nasıl olur ahvâli?)
Bir gün, ziyâretine
gitmişti onun bir zât.
Dedi: (Eder misiniz bana
biraz nasîhat?)
“Peki” deyip, o
zâta yaptı nasîhatını.
Sordu ona: (Ey
kişi, bilir misin
Rabbini?)
O “Bilirim” deyince,
buyurdu: (Öyle
ise,
Ondan gayrilerini, lüzum
yok bilmenize.
Bir kul ki, Sâhibini
biliyorsa o şâyet,
Ondan başkalarını,
bilmesine yok hâcet.)
O kişi, böyle bir söz
duymamıştı kimseden.
Duygulandı be gâyet onun
bu cümlesinden.
Dedi ki: (Bir tek daha
nasîhat edin şu an.)
Sordu ki:
(Rabbin seni bilir mi ey
müslümân?)
“Elbet bilir” deyince,
buyurdu ki:
(Ey kimse!
Seni, Ondan gayrisi
bilmesin öyle ise.
Bir kul ki, onun Rabbi
bilirse onu şâyet,
Ondan gayri birinin
bilmesine yok hâcet.)
Buyurdu ki: (Yükselmek
istiyorsa bir insan,
"Tevâzû"
etmelidir herkese
muntazaman.
Kim ki şeref ararsa,
sarılsın "ibâdet"e.
Kim zenginlik ararsa,
tutunsun "kanâat"e. |