|
76 - VEYSEL KARÂNÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
HIRKAMI ÜVEYS’E VERİN!
Eshap, “Üveys” hakkında
sordu ki o Server’e:
(O sizi çok sever de,
niçin gelmez görmeye?)
Buyurdu: (Buna mâni, iki
sebep mevcuttur.
Birincisi odur ki,
hallerine mağlûbtur.
İkincisi, dînine fazla
bağlılığından.
Zîrâ bir vâlidesi vardır
ki, ehli îmân,
Yaşlı ve hasta olup, iki
gözü de görmez.
Hattâ eli ayağı hiç
hareket edemez.
O, çobanlık yaparak
köylünün devesine,
Aldığı ücret ile, bakar
bu annesine.)
Eshap, Resûlullahtan
bunları dinlediler.
“Biz onu görür müyüz?”
diye suâl ettiler.
"Hazreti Ebû Bekr"e
buyurdu ki cevâben:
“Hilâfet
zamanında göremezsin onu
sen".
"Hazreti Alî" ile
"hazreti Ömer"e de,
Buyurdu ki: (Siz
onu görürsünüz ilerde.
Bedeni kıllı olup, avuç
ve sol böğründe,
Birer beyazlık vardır,
gümüş büyüklüğünde.)
Vaktâ ki, o Resûl'ün
ölüm hastalığında,
Sahâbeden bâzısı,
bulunurdu yanında.
Sordular: (Hırkanızı
kime verelim?) diye.
Buyurdu: (Verin
onu, siz Üveys’i
Karnî’ye.)
"Alî bin Ebî Tâlip", bir
de "hazreti Ömer",
O hırkayı alarak,
Kûfe’ye yöneldiler.
Ve sordular "Üveys"i
ordaki kimselerden.
Lâkin tanımadılar
Üveys’i onlar hemen.
Dediler: (Üveys diye,
biri var bu beldede.
Lâkin aradığınız, o
değildir herhalde.
Zîrâ o dîvânedir,
tuhaftır çok halleri.
Arne denen vâdide, deve
güder ekserî.)
Onlar böyle deyince,
buyurdu ki o zaman:
(Biz onu arıyoruz,
nerededir o şu an?)
Dediler: (İyi ama, o,
acâyip bir kişi.
Onun, insanlar ile yok
bir alış verişi.
Çok ucuz ücret ile,
çobanlık yapar bize.
Akılsız ve dîvâne bilir
onu her kimse.
Onun saçı sakalı
karışıktır çoğu kez.
Tek başına yaşayıp,
aramıza hiç gelmez.
Kimse ile oturup, sohbet
etmez o aslâ.
Bilmez neş'e üzüntü,
gezer eski libâsla.
Halk ağlasa o güler,
herkes gülse o ağlar.
Böyle garip biriyle,
sizin ne işiniz var?)
Buyurdu: (İşte
odur aradığımız kimse.
Bizi ona götürün, şu
anda nerde ise.)
Sonra kalkıp, o yere
teşrîf etti ikisi.
Yaklaşınca, namâzda
buldu onlar "Üveys"i.
Onun develerini gütmesi
için, bir tek,
Vazîfelendirmişti Hak
teâlâ bir "Melek". |