|
74 - ABDULLAH BİN ALEVÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
NEZRİNİ UNUTMUŞTU
Sevdiklerinden biri
vardı ki bu kişinin,
Bir gün gitti pazara,
atını satmak için.
Giderken düşündü ki:
“Sattığımda bu atı,
Eğer alabilirsem
istediğim fiyâtı,
Onun şu kadarını,
Abdullah Alevî’ye,
Götürüp, bizâtihi
edeceğim hediye.”
Bu düşünce içinde,
pazara geldi bu zât.
İstediği fiyâta, az
sonra satıldı at.
Lâkin atı satıp da,
ücretini alınca,
Unuttu bu nezrini,
hânesine varınca.
"Abdullah-ı Alevî", o
gün görüp bu zâtı,
Çağırıp buyurdu ki: (Sattın
mı bugün atı?)
(Evet, sattım efendim)
dedi ise de o zât,
Yine de, o nezrini
hâtırlamadı fakat.
(İstediğin fiyâtı
verdiler mi?)
deyince,
O zaman, bu nezrini
hâtırladı hemence.
Dedi ki: (İstediğim
fiyâtı ondan aldım.
Fakat bir nezrim vardı,
şu anda hâtırladım.)
Buyurdu: (Benim
dahî, maksadım buydu
zâten.
Yâni seni günâhtan
kurtarmaktı esâsen.)
O kişi çok sevinip, edâ
etti nezrini.
Daha çok bilmiş oldu, bu
zâtın kıymetini.
Bir gün de, uzak yerden
bu "Velî"nin
evine,
Bir gurup geliyordu,
onun ziyâretine.
Ve lâkin bu beldeye
yaklaştığında onlar,
Gece yarısı olup,
uykudaydı insanlar.
Yorgun ve aç idiler, geç
idi lâkin vakit.
Yiyecek bulmak için,
değildi hiç müsâit.
Çâresizlik içinde
düşünürken böylece,
Biri, yemek getirdi
önlerine o gece.
Sonra öğrendiler ki, "Abdullah-ı
Alevî",
Onlara, kendi bizzât
getirmiş o yemeği.
"Abdullah-ı Alevî", uzak
diyârda olan,
Birisiyle görüşmek
isteseydi ne zaman,
Talebeden birine, (Onu
çağır!) diyordu.
O da, yüksek ses ile onu
çağırıyordu.
O çağrılan kişi de, bu
sesi işiterek,
Geliyordu ânında
(Buyur, Lebbeyk!)
diyerek.
Talebesinden biri,
anlatır ki şöylece:
Bir defâ, üstâdımla yola
çıktık bir gece.
Bir mahale gelince, bana
buyurdular ki:
(Şeyh
Ömer’i çağır da, olsun
bize mülâkî.)
“Peki efendim” deyip,
çıkarak bir tepeye,
Seslendi:
(Yâ şeyh Ömer, gel
filânca beldeye!)
Daha ilk seslenişte,
verdi ki şöyle cevap:
(Lebbeyk, peki efendim,
geliyorum derakap!)
Çok uzak bir diyârda
olduğu halde bile,
Derhal gelip görüştü, "Abdullah
Alevî"yle. |