|
73 - MERZUK BİN HASEN (Rahmetullahi
Aleyh)
SULTÂN ÖZÜR DİLEDİ
"Merzuk ibni Hasen"
ki, evliyâ-yı kirâmdan.
Şiddetle kaçınırdı, her
günâh ve haramdan.
Hangi bir âlim ile,
herhangi bir ilimde,
Konuşsa, ihtisâsı
görülürdü hepsinde.
İstifâde ederdi,
insanlar kendisinden.
Çok âlimler çıkmıştır,
halka-i tedrîsinden.
Hükümdâr, bu velînin, “Büyük
zât” olduğunu,
Bilmeyip, imtihâna
yeltendi bir gün onu.
Tereddüt ediyordu onun
velîliğinde,
Yemeğe dâvet etti, bir
gün onu evinde.
Bir “Sığır”la bir
“At”ı, kestirip
ayrı ayrı,
Yine, ayrı olarak
pişirttirdi onları.
Ve yine o etleri, hep
ayrı tabaklara,
Koydurup, o şekilde
koydurdu o sofraya.
Yâni bâzı tabakta, var
iken "Sığır eti",
Bâzı tabaklarda da,
vardı yalnız "At eti".
"Merzuk bin Hasen"
ile, yanında talebeler,
Yemek vakti olunca, o
hâneye geldiler.
Sultân, karşılayarak,
buyur etti onları.
Devlet erkânından da
gelmişti bâzıları.
Firâset
yolu ile bildi ki hemen
bu zât,
Sofradaki etlerin, kimi
"Sığır", kimi "At".
İçinde "Sığır eti"
bulunan tabakları,
Kendi talebesine,
dağıttı ayrı ayrı.
"At eti" konmuş
olan tabakları da, yine,
O devlet erkânının,
dağıttı önlerine.
Sultân ise, geriden
tâkîb ederdi ki hep,
“Bu
durum karşısında, ne
yapacak o acep?”
yâni şunda idi ki onun
bütün dikkati:
“Acabâ aldanıp da,
yiyecek mi at eti?”
Baktı ki, tabakları
şaşırmadan, dikkatle,
Evvelâ birbirinden
ayırdı mahâretle.
Ve sığır etlerini alarak
kendileri,
Saray adamlarına, verdi
ötekileri.
Bunu görüp, içinden
düşündü ki o zaman:
“Bu, kerâmet sâhibi bir
kimse evliyâdan.”
Yine de suâl etti:
(Efendim, hepsi temiz.
Ne için tabakları böyle
ayırt ettiniz?)
Buyurdu:
(Tabaklarda, iki tür et
var fakat.
Bâzılarında "Sığır",
bâzısında ise "At".
Sığır eti, lâyıktır biz
gibi fakirlere.
Diğer tabaktakiler,
lâyıktır şu beylere.)
Bu cevâbı da alıp,
şüphesi kalmadı hiç.
Kapandı ellerine, hürmet
ile, pür sevinç.
Dedi:
(Şükür olsun ki, Allahü
teâlâya,
Bulunuyor ülkemde böyle
büyük evliyâ.
İnandım ki, çok büyük
velîsiniz hakîkat.
Kusûrumu affedip, edin
bana nasîhat.) |