|
71 - EBÛ İSHAK İBRÂHİM (Rahmetullahi
Aleyh)
ÜSTÂDDA KUSUR ARANMAZ
“Ebû İshak İbrâhim”,
evliyâdan bir kişi.
İnsanlara nasîhat vermek
idi hep işi.
“Edeb” timsâli
olup, sîmâsı güzeldi
pek.
Herkese, her hususta
olmuştu iyi örnek.
Büyüklerin yoluna
girmeden henüz bu zât,
Şöyle bir hâdiseyi
yaşadı kendi bizzât:
Evliyâ-yı kirâmdan “Müslim-i
Mağribî”nin,
Geldi ziyâretine,
feyizyâb olmak için.
Mescide vardığında, oldu
tam akşam vakti.
Çok uzun yürümekten,
kalmamıştı tâkati.
Müezzin, namâz için
başlayınca kâmete,
"Müslim-i Mağribî"
de yürüdü imâmete.
O dahî safa girip, imâma
uydu, fakat,
Kalbine, vesveseler
hücûm etti o sâat.
Şöyle ki, Fâtiha’yı
dinleyip ilk rekâtta,
Bâzı “Tecvid hatâsı”
bulmuştu kırâatta.
Düşündü ki: “Ben böyle
bilmezdim "Evliyâ"yı.
Henüz okuyamıyor
tecvitle Fâtiha’yı.
Buraya gelmek için,
aştım dağlar, tepeler.
Lâkin bu zahmetlerim,
boşuna gitmiş meğer.
Yürüdüm bunca zaman uzun
mesâfeleri.
Bâri gece kalıp da,
döneyim yarın geri.”
Beğenmedi bu zâtı,
yapacakken başa "Tâc",
Görüşmeye bile hiç
duymadı bir ihtiyâç.
Ve bir kez oturmadan
mübârek sohbetine,
Sabahleyin erkenden,
yola çıktı o yine.
Ve lâkin çıkar çıkmaz,
gördü koca bir "Arslan”.
Korkup geri çekildi,
yürüdü başka yoldan.
Baktı ki o yolda da,
daha irileri var.
Korkudan “İmdât!”
diye bağırdı bî-ihtiyâr.
"Müslim-i Mağribî"
de işitince bu sesi,
Anlayıp, dışarıya teşrîf
etti kendisi.
Bu mübârek velîyi görür
görmez hayvanlar,
“Suçlu” gibi
utanıp, hemen
toparlandılar.
Gelip o arslanların,
tutup kulaklarından,
Azarladı onları işbu
yaptıklarından.
Buyurdu ki:
“Ben size dememiş
miydim, zinhâr,
Hiçbir misâfirime
vermeyin aslâ zarar!”
O anda, arslanların çok
mahcup oldu hâli.
Baş eğip, terk ettiler
hemence o mahalli.
O, bu gördüklerine
eyledi çok taaccüp.
Hatâsını anlayıp,
utandı, oldu mahcup.
Derhal özür dileyip, o
halden oldu uzak.
Sonra, kendi kendine
dedi: (Ey Ebû İshak!
Sen, kim oluyorsun ki,
bir evliyâ kimseye,
Îtibâr etmiyorsun “Tecvîdi
bilmez” diye.
Yalnız “zâhire göre”
hüküm verilir mi hiç?
Mühim olan “Kalp”tir
ki, her şey onda
mündemiç.
Hiç isnâd edilir mi
üstâda hatâ, kusur?
Onlarda hatâ gören,
bulur mu rahat, huzûr?
Hem sonra, büyüklerde
bir kabâhat aramak,
Cümle kabâhatların,
büyüğüdür muhakkak.
Kim üstâdına karşı,
davranırsa "bî-edeb",
Hiç muvaffak olamaz,
çalışsa da rûz-ü şeb.
Kim görse üstâdında,
kusurdan zerre bir iz,
Yükselemez bu yolda,
kesilir hemen feyiz.
Onlarda kusur gibi
görürsen eğer bir hal,
“Muhakkak bir hikmeti
var” diye düşün derhal.
İlerlemek istersen,
dikkat et sözlerine.
Onun “Ayak tozu”nu,
sürme yap gözlerine.
Tek bir teveccühünü, bil
bulunmaz ganîmet.
Çünkü yükselmek için, bu
yolda şarttır "himmet".)
O, bunları düşünüp, oldu
ona tam teslîm.
Çalışıp, himmetiyle oldu
büyük bir "âlim". |