ŞİİRLERLE MENKIBELER

REHBER İNSANLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

67 - KASIM BİN MUHAMMED (Rahmetullahi Aleyh)

KALBİ, NÛR SAÇIYORDU

 

Medîne şehrindeki yedi büyük âlimin,

Biri ve büyüğüdür hem dahî Tâbiînin.

 

"Ebû Bekr-i Sıddîk"ın torunudur ki bu zât,

Ondan yayılıyordu her ilim ve füyûzât.

 

Ne zaman ki babası vefât etti şehîden,

Yetim kaldı o vakit, hem yaşı küçük iken.

 

Ve yanında büyüdü "hazret-i Âişe"nin.

Halâsı oluyordu zîrâ o, bu kimsenin.

 

Sahâbe-i kirâmdan yetişip bir çoğuna,

İslâm ilimlerine, oldu vâkıf, âşinâ.

 

"Tasavvuf" ilminde de mütehassıs idi tam.

Resûl’ün saçtığı nûr, onunla etti devam.

 

"Hazreti Ebû Bekr-i Sıddîk"tır ki dedesi,

Onda toplanmış idi mârifetlerin hepsi.

 

Yâni Resûlullahın mübârek kalplerinden,

Çıkan "nûrlar", hep ona akmış idi kâmilen.

 

Hem de, Resûlullahın, Peygamberliğe âit,

Görevlerinden biri, şu idi ki o vakit,

 

Kur'ân-ı kerîmdeki mânevî ilimleri,

Hak teâlâya âit çok yüksek bilgileri,

 

Sahâbe-i kirâmın istîdâdına göre,

Akıtmaktı, o nûrlu, seçilmiş gönüllere.

 

İşte, Resûlullahın mübârek kalbindeki,

Yüksek mârifetlerden var idiyse her ne ki,

 

Hepsini akıtmıştır "Ebû Bekr"in kalbine.

O da verdi "Selmân-ı Fârisî"nin kalbine.

 

"Selmân-ı Fârisî" de, bu nûrları alarak,

"Kasım bin Muhammed"e aktardı tam olarak.

 

O da, Resûlullahın kalbinden çıkıp akan,

Kalpten kalbe geçerek, kendisinde toplanan,

 

Bu nûr ve feyizleri, olduğu gibi yine,

Akıtmıştır "Câfer-i Sâdık"ın kalplerine.

 

Bu nûr ve bu feyizler, tâ kıyâmete kadar,

Seçilmiş olanların kalbinden böyle akar.

 

Böyle yüksek bir âlim idi ki, buna rağmen,

Yine de "tevâzû"yu bırakmazdı elinden.

 

Dînin her ahkâmını, gâyet iyi bilse de,

Konuşmaya korkardı bir dînî meselede.

 

Ona, dînî mesele sorulsa idi eğer,

Pek iyi bilmiyorum” der idi çoğu sefer.

 

Bu zât buyuruyor ki: (Sahâbe-i kirâmdan,

Bir kimsenin gözleri, "âmâ" oldu bir zaman.

 

Ziyârete gittiler onu tesellî için.

O zât, şöyle diyordu hiç de üzülmeksizin:

 

“Ben, Peygamberimizi görmek için sâdece,

Gözümün görmesini isterdim daha önce.

 

Lâkin bulunmayınca bu dünyâ'da O artık,

Ne kıymeti vardır ki, gözlerim olmuş açık.

 

Göremedikten sonra Sevgili Peygamberi,

Arzu etmem, gözlerim, görsün başka şeyleri.

 

Ve hattâ Tübâle’nin ceylânlarında olan,

Güzel gözleri bile, istemem Vallah şu an.

 

Yâni âmâ gözlerim, açılsa şu an dahî,

Bu sebep iledir ki sevinemem Vallahi.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan